Değerli konuşmacılarımızı sahneye davet ediyorum. İlk olarak, Uyuşturucuyla, Bağımlılıklarla ve Alkolizmle Mücadele Derneği Başkanı Sayın İbrahim Uzunköprü'yü huzurlarınıza çağırıyorum. Kendisi hem iş adamı hem de esnaftır; Yaşar Yapı Market'in sahibidir. Aynı zamanda oğluyla imtihan olmuş bir babadır.
Cümleten selamünaleyküm. Isparta Uyuşturucu, Bağımlılıklarla ve Alkolizmle Mücadele Derneği, 2011-2014 yılları arasında kendi evladımızla sınandıktan sonra, edindiğimiz tecrübeleri diğer ailelere aktarmak düşüncesiyle 2015 yılında kurulmuştur. 2014 yılında, çocukluk arkadaşım ve kadim dostum Yaşar Erbil'in evladının da bu sınavdan geçtiğini öğrenince bir araya geldik. Sesimizi duyurmak ve bir sivil toplum kuruluşu oluşturmak gerektiği inancıyla yola çıktık. Başlangıçta sadece fikir vermek niyetindeydik; ancak yoğun baskılar üzerine ilk evladımızı kabul ettik. O günden bugüne, yaklaşık 800'ün üzerinde gencimize dokunma imkanı bulduk.
Bu yola hiçbir şey bilmeden, bir bodrum katında, gençleri sadece dış dünyadan izole ederek başladık. Daha sonra Ankara ve İstanbul'dan değerli hocalarımızdan, özellikle Ömer Miraç Yaman ve Uğur Eleman’dan aldığımız destekle Gölcük mesirelik alanındaki merkezimize geçtik. Orada rehabilitasyon modellerini uygulamaya başladık. Süreç içerisindeki temel amacımız devlet ve millet işbirliğini sağlamaktı. Dönemimizin valileri, Isparta Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, İl Sağlık Müdürlüğü ve Müftülüğümüz gibi kurumların desteğiyle gençlerimizi hayata tekrar kazandırmak için mücadelemizi sürdürüyoruz. Rabbim hiçbir evladımızı bu uyuşturucu batağına düşürmesin. Bu çok zor bir süreçtir; düşmanımın başına dahi vermesin. Keşke yaşanmasaydı ama oldu; bizler de elimizden geldiğince bu konuda destek olmaya çalışıyoruz.
Başkanımıza teşekkür ediyor, hizmetlerinin kabulünü diliyoruz. Şimdi ise UYUMDER Başkan Yardımcısı Sayın Yaşar Erbil’i takdim ediyorum. 1969 Isparta doğumlu olan Erbil, 40 yılı aşkın süredir Tekvando sporunda önce sporcu, sonra antrenör olarak hizmet vermiştir. Halen Türk Milli Takımı antrenörüdür. Birçok dünya ve Avrupa şampiyonluğuna imza atmış, Isparta'da binlerce sporcunun yetişmesine vesile olmuştur. Aynı zamanda Erenler Mehteran Takımı'nın başkanı ve şefidir.
Değerli hocalarım ve kıymetli misafirler, hepiniz hoş geldiniz. Kendimi tanıtayım; ben Yaşar Erbil. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nde antrenörlük yapıyorum ve 17 yıldır Türk Milli Takımı'nın başındayım. Aynı zamanda Osmanlı ve Selçuklu kültürünü yaşatan Erenler Mehteran Takımı'nın dernek başkanlığını yürütüyorum. Bizler milli takım seviyesinde, Uzakdoğu sporlarında dünyayı dize getirirken; rüyamda görsem inanamayacağım bir şekilde, dünya şampiyonu evladımla sınav olduk. Kendi sporcularımızı kötü alışkanlıklardan uzak tutmaya çalışırken, Rabbim bizi böyle bir durumla imtihan etti.
Çok üzüldük, yıkıldık ama durumu saklamadık. Bu süreçteki en büyük sıkıntılardan biri, ailelerin "adım çıkmasın" diyerek durumu gizlemesidir. Ben bir memurum ama memur zihniyetiyle değil, canı yanan bir baba olarak konuşuyorum. Hastane süreçlerini denedik fakat maalesef sonuç alamadık. Amacım tıbbı veya bilimi eleştirmek değil; ancak 10 yıllık bir bağımlılığın 21 günde düzelemeyeceğini yaşayarak öğrendik. İnsanlar bize acıyarak baktı, yakınlarımızdan üzücü sözler duyduk ama yılmadık. Türkiye'nin ilk ve tek, canı yanan ailelerinden oluşan Isparta Uyuşturucu ile Mücadele Derneği'ni kurduk.
Şu ana kadar 800'ün üzerinde kişinin kurtulmasına vesile olduk. Özellikle durumu gizleyen, kariyerini ve koltuğunu düşünen ailelere sesleniyorum: "Adım çıkmasın" diyenlerin çocuklarının canı çıktı. Biz saklamadık, mücadele ettik ve elhamdülillah evlatlarımızı kurtardık. Bu gençler, yaşadıkları zorlukların ardından yüzlerce insanın kurtuluşuna vesile olan kahramanlara dönüştüler. Sülalemizde sigara içen dahi yokken, uyuşturucu ile tanıştık. Demek ki Rabbim bizden bu alanda hizmet etmemizi istemiş.
Burada özellikle annelere seslenmek istiyorum; çocuğu yetiştiren anadır. Babalar, sizler de çocuklarınıza ve arkadaş çevrelerine dikkat edin. Ben buna "Bermuda Şeytan Üçgeni" diyorum: Birincisi merak, ikincisi "bir kereden bir şey olmaz" düşüncesi, üçüncüsü ise arkadaş kurbanı olmak. O "bir kereden bir şey olmaz" cümlesi yüzünden şu an milyonlarca bağımlı var. Hiperaktif çocuklarınızı lütfen spora ve kültürel faaliyetlere yönlendirin. Sadece ders odaklı olmayın; çocukların enerjilerini doğru alanlara kanalize etmezseniz, o boşluğu başka şeyler doldurur.
Eskiden bizler sokakta oyunlarla büyürdük, şimdi ise çocuklarımız teknolojiyle baş başa. Odalarına çekildiklerinde onları takip edin. Eskiden derneğimize parçalanmış ailelerin çocukları gelirdi; şimdi ise hafızlar, avukatlar, eczacılar, bürokrat çocukları geliyor. Bağımlılık yaşı maalesef 8-9 yaşlarına kadar düştü. Artık 50-60 yaş üstü insanlar bile bağımlılık tedavisi için gelmeye başladı. Pandemiyi suçlamak kolaycılık olur; biz kendimiz bozulduk. Çocuklarınızın gittiği kafeleri, kantinleri iyi irdeleyin. İkram edilen yiyecek ve içeceklere dikkat etsinler.
Derneğimizde uyguladığımız rehabilitasyon modelinde ilaç kullanmadan, gençleri hayata kazandırıyoruz. Isparta'da 51 dönümlük alanda kurulan merkezimizde spor, hobi ve mesleki eğitimler veriliyor. İlk 3 ay atölye çalışmaları yapılıyor, ardından sauna seanslarıyla vücudun toksinlerden arınması sağlanıyor. Kimi marangozluk, kimi kaynakçılık, kimi de tarım ve hayvancılık öğreniyor. Tamamı bağımlı gençlerden oluşan bir mehter takımımız bile var.
Bir anımı paylaşmak isterim: Oğlumun bağımlılık sürecinde, arabamın anahtarını ve cebimdeki parayı evde nereye saklarsam saklayayım buluyordu. İnsanın kendi evladından para saklaması kadar acı bir durum olamaz. Allah kimseyi evladıyla sınamasın. Bu işin en güzeli hiç başlamamaktır. Arkadaş ortamı değiştiyse, nasihatten nefret ediyorsa, banyoda veya tuvalette uzun süre kalıyorsa, odasında yanık folyolar veya çok sayıda çakmak bulunuyorsa dikkatli olun. Erken teşhis hayat kurtarır.
Yaşar hocamıza değerli paylaşımları için teşekkür ediyoruz. Şimdi ise bir diğer konuşmacımız, Profesör Doktor Ramazan Kazan hocamızı davet ediyorum. Kendisi Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu olup, akademik çalışmalarını Arap Dili ve Belagatı alanında sürdürmektedir. "Aile İçinde Annenin Fedakarlığı" başlıklı konuşmasını yapacaktır.
Değerli hazirun, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Önceki konuşmacılarımız anne ve babanın rolüne değindiler. Ben de bugün, ailenin temel direği olan annenin fedakarlığını, "Çağrı" filminin yönetmeni Mustafa Akkad'ın yaşanmış bir öyküsü üzerinden anlatacağım. Anne, neslin devamı için ilk fedakarlığı yapan, 24 saat evladının emrinde olan kişidir. Atalarımızın dediği gibi, "Yuvayı dişi kuş yapar."
Mustafa Akkad, annesinin hayatı boyunca kendisine söylediği "8 yalanı" anlatır. Bu yalanlar aslında birer fedakarlık, merhamet ve şefkat örneğidir. Birincisi; fakirlik zamanında yemeği oğluna verip "Ben aç değilim" demesidir. İkincisi; tuttuğu balığın etli kısımlarını oğluna verip, kendisi kılçıklarını yerken "Ben balık sevmem" demesidir. Üçüncüsü; okul masrafları için kış günü kapı kapı dolaşıp eşya satarken, oğlu onu arayıp bulduğunda "Ben yorgun değilim" demesidir. Dördüncüsü; sınav çıkışı güneşin altında beklerken, elindeki tek suyu oğluna içirip "Ben susuz değilim" demesidir.
Beşinci fedakarlık; eşi vefat ettikten sonra genç yaşta dul kalmasına rağmen, kendisine evlilik tavsiye edenlere "Benim sevgiye ihtiyacım yok" diyerek hayatını oğluna adamasıdır. Altıncısı; oğlu iş sahibi olup para göndermek istediğinde "Benim paraya ihtiyacım yok" diyerek onurlu duruşunu korumasıdır. Yedincisi; oğlu onu Almanya'ya yanına çağırdığında, ona yük olmamak için "Ben lüks hayata alışık değilim" diyerek gitmemesidir. Ve sonuncusu; ölüm döşeğinde kanser ağrıları çekerken, oğlu üzülmesin diye "Ağlama oğlum, ben acı hissetmiyorum" demesidir.
Bu hikaye bize iki şeyi öğütlüyor: Annesi hayatta olanlar bu büyük nimetin kıymetini bilmeli, onları koruyup gözetmeli. Annesini kaybetmiş olanlar ise, onların çektiği acıları ve fedakarlıkları hatırlayarak daima dua etmeli. Bizler de fedakar anneler gibi iyilik yapmaya devam etmeliyiz. Çünkü hayat biriktirilmez; yaşanır, değerlendirilir.
Ramazan hocamıza teşekkür ediyoruz. Şimdi panelimizin üçüncü konuşmacısı, Mutasavvıf Yazar Sayın Doktor Abdulcabbar Boran hocamızı takdim ediyorum. Kendisi fizik yüksek mühendisi olup, uzun yıllar nükleer santraller dairesinde görev yapmıştır. Aynı zamanda Almanya'da kurduğu Sevgi Mutluluktur Federasyonu'nun başkanıdır.
Muhterem misafirler, hepinizi Allah'ın selamıyla ve sevgisiyle selamlıyorum. Benden önceki hocalarımızı ağlayarak dinledim. İnsanlık için, toplum için üstlenilen vazifenin ne kadar ulvi olduğunu bir kez daha gördüm. Allah, kainatı insan için, insanın mutluluğu için yaratmıştır. Ancak insan, Allah'ın kendisine sunduğu reçeteyi öğrenip hayatına tatbik etmezse, akıbeti hüsran olur. Peygamberler tarihi boyunca insanlara sunulan mutluluk reçetesi hep aynıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), 23 sene gibi kısa bir sürede, birbirinin can düşmanı olan, kız çocuklarını diri diri gömen cahiliye toplumunu "Asr-ı Saadet" toplumuna dönüştürmüştür. Bugün dünya üzerinde binlerce üniversite var, ancak bir Hz. Ömer, bir Hz. Ebubekir yetiştiremiyoruz. Neden? Çünkü o dönüşümü sağlayan reçete Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an mezarlarda okunmak veya fal bakmak için değil, yaşanmak için indirilmiştir.
İnsanı tanımak gerekir. İnsan sadece fiziksel bir bedenden ibaret değildir. Allah, Şems Suresi'nde belirttiği gibi insana bir "nefs" vermiştir. Nefsin kalbinde kin, nefret, yalan, düşmanlık, kibir, hırs gibi 19 manevi hastalık bulunur. "En büyük cihat, kişinin nefsiyle olan cihadıdır" hadisi bunu işaret eder. Aynı zamanda Allah, insana kendi ruhundan üflemiştir. Ruhumuzda ise sevgi, iman, doğruluk, sabır, cömertlik gibi 19 güzel haslet vardır. Şeytan, nefsimizdeki afetleri kullanarak bizi yönetmeye çalışır; Allah ise ruhumuzdaki hasletlerle bizi mutluluğa davet eder.
Tüm problemlerin, bağımlılıkların ve mutsuzluğun temelinde Allah sevgisinden uzaklaşmak yatar. Allah ile kul arasındaki ilişki sevgiye dayalıdır. Peygamber Efendimiz, "İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız" buyurmuştur. Bu formül sadece İslam alemi için değil, tüm kainat için geçerlidir. Çözüm sevgidir.
Anne babalara sesleniyorum: Çocuklarınızı kötü alışkanlıklardan korumak istiyorsanız, onları yasaklarla değil, Allah sevgisiyle kuşatın. Kalbinde Allah sevgisi olmayan bir genci yasaklarla durduramazsınız. Bir tarlayı ekmezseniz, orayı yabani otlar istila eder. Çocuklarınızın kalbine ahiret ekinini, Allah sevgisini ekmezseniz, o boşluğu zararlı alışkanlıklar doldurur.
Kurtuluşun anahtarı, kalpten bir dilektir: "Allah'a ulaşmayı dilemek." Allah, Kur'an-ı Kerim'de defalarca "Bana dönün, bana yönelin" buyurmuştur. Kişi kalben Allah'a yöneldiğinde, Allah o kişinin kalbindeki hastalıkları tedavi eder. Yunus Suresi'nde belirtildiği gibi, Kur'an kalplerdeki hastalıklara şifadır. Bağımlılıktan, depresyondan, mutsuzluktan kurtulmak isteyen herkes, samimiyetle Rabbine yönelmelidir. Bu dilek, kalbin kapısını içeriden açmaktır. Siz kapıyı açtığınızda, Allah Rahîm esmasıyla tecelli eder ve sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarır.
Zikir, kalbin ilacıdır. "Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle mutmain olur" ayeti, huzurun kaynağını gösterir. Madde bağımlısı bir genci düşünün; kriz anında onu kurtaracak olan, kalbine yerleşmiş olan Allah zikridir. Biz bunu tecrübe ettik; tövbe eden ve zikre başlayan nice gencin, Allah'ın izniyle bu bataklıktan kurtulduğuna şahit olduk. Ben kendimden örnek vereyim; günde iki paket sigara içerken, tövbe edip tasavvuf yoluna girdiğimde, gözyaşları içinde o illeti bıraktım. Çünkü o manevi haz, bedensel bağımlılığı yendi.
Son olarak, toplumun huzuru için birbirimizi sevmek, kusurları örtmek ve iyiliği emretmek zorundayız. Müminler kardeştir. Kardeşlik hukuku, birbirinin elinden tutmayı gerektirir. Eğer biz Kur'an ahlakıyla ahlaklanır, Peygamberimizin izinden gidersek, sadece kendimizi değil, çevremizi ve geleceğimizi de kurtarmış oluruz. Allah'a ulaşmayı dileyin, O'nu zikredin ve sevgiyi yayın. Allah hepinizden razı olsun.
Hocamıza ve tüm konuşmacılarımıza teşekkür ediyoruz. Bu değerli paylaşımların, toplumumuzun kanayan yarası olan bağımlılıkla mücadelede birer ışık olmasını temenni ediyoruz.