Şimdi İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube’den polis memuru Muhammed Ali Bey'i değerli sunumlarını yapmak üzere mikrofona davet ediyoruz. Kendilerini alkışlarla sahneye davet ediyoruz. Buyursunlar efendim, hoş geldiniz.
Merhabalar, hoş geldiniz. İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nden geliyorum, polis memuruyum. İçişleri Bakanlığımızın başlatmış olduğu bağımlılıkla mücadele seferberliği projesi kapsamında, "En İyi Narkotik Polisi: Anne" seminerlerini yaklaşık 3 yıldır Türkiye genelinde düzenliyoruz. Burada da vaktinizi çok almadan, madde bağımlılığı ile alakalı çocuklarımızı nasıl koruruz, bu konularla ilgili kısa bilgiler vereceğim. Programımızın içeriğinde uyuşturucu madde bağımlılığı, kullanım ve etkileri, uyuşturucu maddelerin tanıtımı, sentetik eczalar, yasal durum ve UYUMA uygulaması yer alacaktır.
Narkotik suçlarla mücadele neden önemlidir? Birçok terör ve suç örgütünün finansman kaynağının uyuşturucu satışı olduğuna tanık oluyoruz. Maalesef madde bağımlılığı özellikle gençleri tehdit etmektedir. Bunu sayısal bir veriyle açıklarsak; sokakta yakaladığımız her 10 uyuşturucu bağımlısı bireyden 7'si, 14 ila 25 yaşındaki vatandaşlardan oluşuyor. Her birimizin çocuğu aslında birer hedef ve potansiyel konumundadır. Bu yüzden narkotik suçlarla mücadele hayati önem taşır. Peki, uyuşturucu madde nedir? Tıbbi amaçlar dışında kullanılması halinde, belli bir doz alındığında kişinin merkezi sinir sistemine etki ederek akli, fiziki ve psikolojik dengeyi tahrip eden; toplumların genç nüfusuna, geleceğine ve ekonomik yapısına zarar veren, en önemlisi kullanıldıkça alışkanlık ve bağımlılık yapan, bulundurulması, taşınması, satışı ve üretimi yasak olan maddelere uyuşturucu madde denir. Özetle üç ana başlıkta inceleyebiliriz: Birincisi fiziksel ve ruhsal tahribata neden olur, ikincisi ülke kanunlarında yasaktır, üçüncüsü ise alışkanlık ve bağımlılık yapar.
Bağımlılık, kişinin yaşamına devam edebilmesi için gerekli olmayan fakat vücuduyla tanıştırdıktan sonra o maddeyi bir ihtiyacıymış gibi kullanıp bırakamaması veya bırakmakta zorlanması durumudur. Bunu sadece uyuşturucu özelinde düşünmemek gerekir; sigara ve alkol bağımlılığı da buna örnektir. Diğer taraftan yeme-içme, sosyal medya, telefon ve internet bağımlılığı da bırakmakta zorlanılan alışkanlıklardır. Ancak madde bağımlılığı diğerlerinden ayrılır; çünkü kanunlarda yasaktır ve tedavi gerektiren bir hastalık sürecidir.
Gençler uyuşturucu maddeye neden başlar? Yaptığımız saha çalışmalarında ve bağımlı bireylerle görüşmelerimizde merak, özenme ve arkadaş ısrarı gibi olguların ön planda olduğunu öğrendik. Ebeveynler olarak çocukların arkadaş ortamına çok dikkat etmemiz gerekiyor. Kiminle vakit geçirdiğini, en yakın arkadaşının kim olduğunu ve sosyal medyada nasıl vakit geçirdiğini bilmeliyiz. Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğümüz 7/24 esasına göre sanal devriye atarak suç unsurlarını engellese de, sadece polisiye tedbirler yeterli değildir. Anne ve babaların da dikkatli olması şarttır. Genelde ebeveynler, "Benim çocuğum yapmaz" diyerek bu durumu çocuklarına yakıştıramazlar; ancak biz bu söylemde bulunan ailelerin çocuklarında da madde kullanımıyla karşılaşabiliyoruz.
Fiziksel belirtiler önemlidir ve göz ardı edilmemelidir. Belirtiler kişinin yaşına, bünyesine ve kullandığı maddeye göre değişse de; gözlerde kanlanma, göz çevresinde kızarıklık veya morarma, ellerde titreme, soğuk ortamda dahi terleme, uzun dönemde kilo kaybı, uyku bozuklukları ve sakız çiğnemede artış gibi durumlar görülebilir. Madde bağımlılığı fiziksel olarak kendisini mutlaka belli edecektir; yeter ki aileler görmek istesin. Sosyal ve psikolojik belirtilerde ise aile ve arkadaş ilişkilerinin zayıfladığı, arkadaş çevresinin değiştiği, sık sık borç para talep edildiği görülür. Başlangıçta madde ikram edilse de, ilerleyen safhalarda birey bunu parayla temin etmek zorunda kalacak, harçlık yetmediğinde hırsızlık veya gasp gibi suçlara karışabilecektir. İlgi ve istek kaybı, akademik başarıda düşüş, paranoya ve halüsinasyonlar da diğer belirtiler arasındadır. Ayrıca çocukların eşyaları arasında kesilmiş pet şişeler, alüminyum folyolar, altı yanmış kaşıklar veya içi boşaltılmış kalem parfümler gibi aparatlar görülüyorsa dikkatli olunmalıdır.
Uyuşturucu maddeler merkezi sinir sistemini uyuşturanlar, uyaranlar ve halüsinasyon etkisi gösterenler olarak sınıflandırılır. Eroin, uyuşturanlar sınıfındadır ve haşhaş bitkisinden elde edilir. Yarı sentetik, yarı organik olan eroin, genellikle kahverengi veya sarıya yakın tonlardadır. Burun yoluyla, dumanı tüttürülerek veya damar yoluyla alınır. Yüksek bağımlılık yapıcı gücü ve aşırı doz riskiyle ölümcüldür. Kokain ise Güney Amerika kökenli koka bitkisinden elde edilir, beyaz toz şeklindedir ve uyarıcıdır. Eroinden farklı olarak un veya karbonata benzer. Burun yoluyla çekilir. Metamfetamin, günümüzün en tehlikeli maddelerinden biridir. "Ateş, buz, kristal, met" gibi isimlerle anılır ve cam benzeri bir yapıya sahiptir. Tamamı kimyasaldır ve tek kullanımda dahi bağımlılık yapabilir. Kullanıcılarında diş çürümeleri, cilt yaraları ve ciddi psikolojik sorunlar (paranoya, takip edilme hissi) görülür. Kalp krizini tetikleyerek ölümlere yol açabilir.
Ekstazi, sokakta "şeker" adıyla bilinir ve hap şeklindedir. Gençlerin ilgisini çekmek için renkli, logolu (araba markaları, sosyal medya ikonları vb.) üretilir. Amfetamin türevidir ve yutularak kullanılır. Tadı acıdır ancak şekli nedeniyle masum zannedilmemelidir. Captagon, terör örgütlerinin kullandığı ve finansman sağladığı, cesaret hapı olarak da bilinen bir maddedir. Genellikle üzerinde iç içe geçmiş "C" harfi bulunan beyaz haplardır. Esrar, dişi hint kenevirinden elde edilir ve en yaygın uyuşturucu maddedir. Sigara gibi içilir. Gençler arasında "bir kereden bir şey olmaz" veya "doğaldır" algısıyla başlanır ancak halüsinatif etkileri vardır ve daha ağır maddelere geçişte basamaktır. Sentetik Kannabinoid (Bonzai), tamamen kimyasal sıvının bitki yapraklarına veya kağıda/peçeteye emdirilmesiyle üretilir. Çok tehlikelidir; içine fare zehri, aseton gibi maddeler karıştırılabilir. Son zamanlarda "peçete" olarak da anılmaktadır.
Kırmızı ve yeşil reçeteye tabi ilaçlar (Lyrica, Xanax vb.) doktor kontrolü dışında kullanıldığında uyuşturucu madde statüsündedir. Bu ilaçlar kişiye özeldir; başkasına verilmesi veya reçetesiz kullanılması suçtur ve tehlikelidir. Yasal duruma gelince; TCK 188'e göre uyuşturucu imalatı ve ticareti 10 yıldan (örgütlü ise 20 yıldan) başlar. Okul çevrelerinde ceza artırılır. TCK 190, uyuşturucuyu övmeyi ve özendirmeyi suç sayar. TCK 191 ise kullanmak ve bulundurmak suçudur; 2 ila 5 yıl hapis cezası vardır. "İçiciyim" demek cezadan kurtarmaz. Ancak TCK 192, Etkin Pişmanlık maddesidir; kişi kendi rızasıyla tedavi olmak isterse hakkında cezai işlem yapılmaz ve tedavi süreci başlar.
Son olarak "UYUMA" uygulamasından bahsetmek istiyorum. Uyuşturucuyla Mücadele Uygulaması, akıllı telefonlara indirilerek tek tuşla polise bildirim yapmanızı sağlar. Konum tabanlıdır ve kimlik bilgileriniz gizli kalır. Gördüğünüz şüpheli durumları, satıcıları veya kullanım alanlarını buradan güvenle bildirebilirsiniz. Ayrıca ALO 191 ve Yeşilay Danışmanlık Merkezleri (YEDAM) tedavi için başvurulabilecek kanallardır.
Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim. Sormak istediğiniz bir husus varsa yardımcı olabilirim. Çok sağ olun, ayağınıza sağlık.
Muhammed Ali Bey'e değerli açıklamalarından dolayı teşekkür ediyoruz. Şimdi Yeşilay Danışmanlık Merkezi'nden Uzman Psikolog Burak Arslan Bey bizlerle olacak. Kendisine hoş geldiniz diyor ve mikrofonu takdim ediyoruz.
Merhabalar, hoş geldiniz. Öncelikle Sevgi Derneği'ne bu kıymetli konuyu gündeme getirdiği için teşekkür ederim. Muhammed Ali Bey teknik kısımları çok güzel anlattı, ben biraz daha bağımlılığın doğası üzerine konuşacağım. Bağımlılık; kişinin kullandığı alkol, madde veya oyun, internet, alışveriş gibi davranışlar üzerinde kontrolünü kaybetmesi durumudur. Bağımlılık biyo-psiko-sosyal ve manevi bir hastalıktır. İnsan tek bir boyuttan ibaret olmadığı için bu hastalık da sadece tek bir açıdan değerlendirilemez. Bağımlılığa giden yolda iki ana faktör vardır: Korku ve merak. Kişi hem maddenin vereceği zarardan korkar hem de kullananların yaşadığı o sahte mutluluğu merak eder. Beynimiz, ödül mekanizmasıyla çalışır ve "dopamin" adı verilen haz hormonunu salgılar. Günlük aktivitelerden (yemek yemek, sevdiğimiz biriyle vakit geçirmek) aldığımız haz ortalama 50-100 birim dopaminken, uyuşturucu maddeler bunu 400-500 birimlere, hatta daha yükseklere çıkarır. Beyin, bu yüksek hazzı bir kez tattığında bunu "mutluluk" olarak kodlar ve kişi istemese bile beyin o maddeyi tekrar ister.
Bağımlılık bir irade zayıflığı değil, bir beyin hastalığıdır. Başlangıçta keyif için yapılan eylem, zamanla bir zorunluluğa dönüşür. Kişi maddeyi almadığında yoksunluk krizleri yaşar, öfkelenir veya depresyona girer. Beyindeki bu kimyasal bozulma, kişinin duygularını ve davranışlarını yönetmesini engeller. Bu yüzden bağımlı bireylere "iradesiz" damgası vurmak yanlıştır; onlar hastadır ve tedaviye ihtiyaçları vardır. Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) olarak bizler alkol, madde, kumar, teknoloji ve tütün bağımlılığı alanlarında ücretsiz hizmet veriyoruz. 115 numaralı danışma hattımızdan bizlere ulaşabilirsiniz. Görüşmelerimiz tamamen gizlilik esasına dayanır ve sicile işlemez. Bağımlılık sadece bireyi değil, aileyi de etkileyen bir hastalıktır. Bu nedenle aile görüşmeleri yapıyor, sosyal hizmet uzmanlarımızla kişinin barınma ve iş bulma gibi sorunlarına da destek olmaya çalışıyoruz.
En önemli koruyucu faktör "aidiyet" duygusudur. Aile içinde sevgi ve aidiyet bağı güçlü olan bireyler, dışarıdaki sahte mutluluk arayışlarına daha az yönelirler. Eğer çocuk evde huzuru bulamazsa, dışarıda kendini kabul ettireceği riskli gruplara dahil olabilir. Tedavi sürecinde de ailenin desteği çok kıymetlidir. "El alem ne der" korkusuyla sorunu gizlemek yerine, bir an önce uzman desteği alınmalıdır. Unutmayın, bağımlılık iyileştirilebilir bir hastalıktır.
Yeşilay Danışmanlık'tan Burak Arslan Beyefendi'ye verdiği değerli bilgiler için çok teşekkür ediyoruz. Şimdi kısa bir ilahi arası veriyoruz ve Sevgili Cüneyt Bey'i sahneye davet ediyoruz. Ardından programımızın son konuğu, Fizik Mühendisi ve Mutasavvıf Doktor Abdulcabbar Boran Hocamızı dinleyeceğiz.
Kulaklarımızın pasını silen bu güzel ilahisinden dolayı Cüneyt Bey'e teşekkür ediyoruz. Şimdi, "Her an Kur'an, Her an Mutluluk" düsturuyla insanlara sevgiyi ve hidayeti anlatan Muhterem Hocamız Doktor Abdulcabbar Boran'ı sahneye davet ediyoruz. Konumuz: Sigara, alkol, kumar ve madde bağımlılığından kurtulmanın manevi yolu.
Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatü. Hepiniz hoş geldiniz. Benden önceki konuşmacı kardeşlerimize teşekkür ediyorum; hayatımız için elzem olan bilgileri sundular. Ben konuya farklı bir açıdan, manevi reçete üzerinden bakmak istiyorum. İnsan, yaratılan mahlukat içinde Allah'ın en şerefli varlığıdır. Allah'ın insanlık tarihi boyunca, Adem Aleyhisselam'dan Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e kadar sunduğu reçete tektir. Bu reçete, insanın mutluluk reçetesidir ve bedeli Allah'a kul olmak, O'na dost olmaktır.
İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlık olarak tanımlandı. Bunu Kur'an ayetleriyle açarsak; biyolojik tarafımız fizik bedenimizdir (Hicr-26), psikolojik yanımız nefsimizdir (Şems-7) ve bizi asıl insan kılan üçüncü yanımız ise Allah'ın zatından üfürülen ruhtur (Secde-9). İnsan bu üç vücut, cüzi irade ve akıldan müteşekkil bir varlıktır. Şerrin kaynağı nefsimizdir. Nefsin kalbinde kin, nefret, küfür, yalan, isyan, sabırsızlık gibi 19 manevi hastalık (afet) bulunur. İnsanlar kötü alışkanlıklara, nefsin bu hastalıkları ve şeytanın tesiriyle bulaşır. Maide Suresi 90. ayette içki ve kumarın şeytanın pis ameli olduğu belirtilir. Demek ki her türlü negatifliğin arkasında nefsimizin afetleri ve bunlara etki eden şeytan vardır.
Kurtuluşun tek yolu, şeytanla olan bağları çözüp Allah ile olan bağları kurmaktır. Allah Teala, "Şeytanın adımlarına tabi olmayın, o size apaçık bir düşmandır" (Nur-21) buyuruyor. Peki, ne yapmalıyız? Allah'ın reçetesi şudur: Allah'a ulaşmayı kalpten dilemek. İnsanlar mutluluğu yanlış adreslerde arıyor; parada, kariyerde veya geçici zevklerde. Oysa Ra'd Suresi 28. ayet, "Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle mutmain olur" der. Zikir, mutluluğun anahtarıdır.
Bir insan kalpten "Ya Rabbi, ben Sana ulaşmak istiyorum, beni bu kötü alışkanlıklardan kurtar, Sana dost olmak istiyorum" diye dilerse, Allah o kulunu asla geri çevirmez. Allah Rahim esmasıyla tecelli eder, o kişinin gözündeki perdeyi, kalbindeki mührü açar. Zikirle birlikte Allah'ın nuru kalbe dolmaya başlar. Kalbe nur doldukça, nefsin o 19 hastalığı temizlenir. Nefs temizlendikçe şeytanın o kişi üzerindeki hakimiyeti azalır ve biter. Çünkü şeytan sadece karanlığa tesir edebilir; nurlanmış bir kalbe tesir edemez. İşte "bataklığı kurutmak" budur. Tek tek sineklerle uğraşmak yerine, kalbi Allah'ın nuruyla doldurarak bağımlılıkların kökünü kazımak gerekir.
Tövbe edip bir mürşid-i kamile tabi olmak, bu sürecin hızlandırıcısıdır. Mürşid, yol göstericidir. Kişi tabi olduğunda ve zikre başladığında, nefsinin tezkiyesi gerçekleşir. 7-8 aylık bir zikir ve manevi eğitim süreciyle, kişi nefsinin afetlerinden %51 oranında kurtulur. Bu noktada artık şeytanın o kişi üzerinde bir yaptırım gücü kalmaz. İçkiyi, kumarı, uyuşturucuyu bırakan; yerine Allah sevgisini koyan bir insan haline gelir. Sahabe de böyleydi; cahiliye devrinde her türlü kötülüğü yaparlarken, Peygamber Efendimiz'in terbiyesiyle "Asr-ı Saadet" insanları oldular. Bugün de aynı reçete geçerlidir.
Sizlere soruyorum: Mutlu olmak istiyor musunuz? Allah'a dost olmak istiyor musunuz? O halde kalbinizden Allah'a ulaşmayı dileyin. "Allah" deyin. Zikri hayatınıza sokun. Günde ne kadar çok Allah derseniz, o kadar çok korunursunuz. Fizik vücudunuzu, nefsinizi ve ruhunuzu Allah'a teslim edin. En güvenli sığınak O'dur. İlaçlar, tedaviler elbet gereklidir ancak manevi boşluk dolmadan tam iyileşme zor olur. İbn-i Sina'nın dediği gibi, "İradesizliğin (Allah’ı zikretmemenin) ilacı yoktur." Ama Allah'ı dileyen için her derdin devası vardır.
Sorulan sorulara da kısaca değineyim. "İçki içince rahatlıyorum" diyen kardeşimiz kendini kandırıyor; bu geçici bir uyuşturmadır ve sonu hüsrandır. Aile reisi bozulursa aile bozulur. "Oğlum kendini beğenmiyor" diyen kardeşimiz bilsin ki bu bir şeytan vesvesesidir. Allah insanı en güzel surette yaratmıştır; zikirle bu aşağılık kompleksinden kurtulur. "Eşimin inancı zayıf" diyen kardeşim, sen Allah'a yönel, senin nurun evini de aydınlatır; dua ve güzel ahlakla ona örnek ol. Unutmayın, kötü insan yoktur, kötü arkadaş ve şeytanın tuzağı vardır. Allah'ın huzurunda hepinize teşekkür ediyorum. Sabrınızdan dolayı hepinizi kutluyorum. Sizi çok ama çok ama çok seviyorum kalbimden.