Esselamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekatü. Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim. Deprem ve afet bilinci konulu konferansımıza hepiniz hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz. Allah hepinizden razı olsun. Ben tasavvufu öğrenme ve yaşatma federasyonu adına bu konferansa katıldım. Davet eden kardeşlerimize Allah'ın huzurunda sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Benim tabii olaya bakış açım farklı olacak. Konu tasavvuf olunca aynı zamanda insan akla geliyor. İnsanın hayat kitabı Kur'an-ı Kerim. Kur'an-ı Kerim'de yok yok. Depremle alakalı bir sure var Kur'an-ı Kerim'de. Zilzâl suresi. Geçtiği birçok ayetler var. Ama her zaman mürşidimizden öğrendiğimiz bir hakikat var. Önemli olan olaylar değil. Olayların bizler üzerinde bıraktığı tesir. İşte eğer biz Kur'ani bakış açısıyla hayatı yaşıyorsak her şey çok güzel. Hayatın her saniyesi bir bayram. Hani Allah dostların ifadesi var ya, "Her geceniz Kadir gecesi her gününüz bayram olabilir." Hangi şartlar altında? Kendinizi tanıyabildiğiniz kadar.
İzninizle Allah'ın en şerefli varlığı olan insanı size tanıtmak istiyorum. Bugüne kadar belki birçok yerde görmediniz ama Allah'ın en şerefli varlık olarak yarattığı insanın ayetlerle yaratılışına beraberce bakalım. Çünkü neden depremin de muhatabı insandır? Her türlü negatif olayların muhatabı insandır. Ama aynı zamanda her türlü güzelliği de Allah'ın kendisine müjdelediği varlık da insandır. İnsan unic bir varlıktır. Allah'ın kâinatı emrine verdiği tek varlıktır. Casiye suresinin 13. ayeti kerimesine baktığımız zaman gökler ve yerler insan için. Öyleyse depremler de insan için, bayramlar da insan için. Kısacası hayat insan için. O zaman her şeyin uğruna yaratıldığı insana baktığımız zaman Hicr 26'da bir fizik beden, Şems 7'de bir nefs ve Allah'ın zatından üfürülen bir ruha sahibiz. Bir üçlüyle hayatı yaşıyoruz.
Deprem oldu ve siz depremden etkilendiniz. Şimdi kendinize bir bakın bakalım. Aynada depremden etkilenen ruhunuz mu? Hayır. Ruh Allah'ın bir emaneti sizde. Şu anda ekranda görüyorsunuz. İşte burada gördüğünüz Allah'ın temsilcisi olan Ruh. Allah'ın emaneti ve Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de İsra 85'te sana ruhtan soruyorlar. De ki ruh Allah'ın emrinden. Allah'ın emrinden olan ruhun depremden etkilenmesi söz konusu değil. Bir kenara bırakalım.
Gelelim berzah alemine ait olan bir nefs. Nefs de enerji bedenimizdir. Her gece bizi terk eden, berzah halinde rüyaya giden, tekrar sabahleyin bize iade edilen bir vücudumuz. Fizik bedenimiz depremden etkileniyor mu? Hayır. Fizik beden 70 trilyon hücreden oluşuyor. Her hücrenin içerisinde mitokondriler var. Elektrik üreteçleri. O elektrik üretimiyle elektromanyetik alanlarla fizik vücut nefsi S kutbuyla ve ruhu da kendisini N kutbuyla çekiyor. Ve fizik vücudun iki misafiri depremden etkilenmiyor. Fizik vücut etkileniyor mu? Hayır. Neden öyle diyoruz? Çünkü ölüm bir kader. Kur'an ayetlerine baktığınız zaman Allah Teala Hicr suresi 23. ayeti kerimesinde yaratan da benim öldüren de benim. Öyleyse ölüm bir kaderse fizik vücut Allah'ın takdirindeyse hiç kimse için vakit gelmeden ne bir saniye ileri ne bir saniye geri mutlaka Allah'ın emri gerçekleşecek. Kur'an bunu böyle bildiriyorsa o zaman depreme hangi bakış açıyla bakmamız lazım onu size takdim etmek istiyorum.
Hocalarımızdan bir tanesi Allah'ın huzurunda kendisine teşekkür ediyorum. Özellikle Nuh Aleyhisselam'ın gemisinden bahsetti. Tsunami gelmeden evvel nelere hazırlıklı olmamız lazım? Niye etkilenen insanları gemiye bindirmemiz lazım? Allah Teala bunu da Kur'an-ı Kerim'e koymuş. İşte deprem de insan hayatında bir tsunami. Negatif etkile de biliyoruz ama Allah'ın gözlükleriyle baktığımız zaman Allah'ın gerçekten bir nimeti deprem. Hud suresinin 29. ayeti kerimesine bakalım beraberce. Nuh Aleyhisselam kavmini gemiye davet ediyor ve diyor ki ben tebliğimden dolayı bu gemiye sizi davet etmemden dolayı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim Allah'a aittir. Ama bir sırrı ifade ediyor bu ayeti kerimede. Bu gemiye binenleri ben gemiden kovam. Onlar mutlaka rablerine mülaki olacaklardır.
İşte asıl insanın hedefine, bu dünya hayatındaki yaşantısındaki hedefine geliyoruz. Allah'a mülaki olmak. Meşhur Cibril hadisinde Allah Resulü Cebrail Aleyhisselam'dan gelen kendisine sualde şöyle buyuruyor. Cebrail Aleyhisselam. Resulullah iman nedir? İman başlı başına lika Allah'tır. Yani dünya hayatında emanet olan ruhu Allah'a ulaştırmaktır. Ruh iki şekilde Allah'a ulaşıyor. Ölümden sonra ruhun Allah'a ulaşması, hayattayken ruhunun Allah'a ulaşması. Adem Aleyhisselam'dan bugüne kadar Allah'ın kendilerine şeriat verdiği bütün peygamberlerin hepsinde mesaj şu: "Ölmeden evvel ölün. Ölmeden evvel ruhunuzu Allah'a teslim edin." İşte Bakara 132. Siz ölmeden evvel teslim olun. Ali imran suresinin 102. ayeti kerimesi siz ölmeden evvel Allah'a teslim olun. Allah resul mesajı nasıl veriyor? Mutu kablete mutu. Ölmeden evvel ölün.
Öyleyse muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim, hocalarımızın bizzat ifade ettiği gibi deveni sağlam kazağa bağla. Sonra Allah'a tevekkül et. Bu sağlam kazın ne menem bir şey Allah'ın tevekkülündeki anahtar kelime ne? Hep ağzımızdan bir şeyler dolaşıyor. Ama bunun Kur'an-ı Kerim muhtevası içerisinde manası ne? Onu sizlere ifade etmek istiyorum inşallah. İşte emanet ruhtur. Ruh emanet olduğunu Allah Teala Ahzâb suresinin 72. ayeti kerimesinde ifade ediyor. Biz emaneti Allah'ın zatından üfürülen ruhu göklere, yerlere, dağlara bunlar arasında hepsine tevdi ettik. Hiçbirisi yüklenmedi. İnsan yüklendi. İnsan zalim ve cahildir.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, insanı insan kılan, insanı secde etmesine o noktaya getiren, meleklerin kendisine secde ettiği varlık olan insanın insan yapan ne? Allah'ın zatından üfürülen, emanet olan ruhtur. İnsan-ı kamil olmamızı istiyor Allah Teala. Hepimiz dünya gezegeninde sıfır kodun içerisinde hayata başlıyoruz. Ama iki yol var önümüzde. Bir, tekâmül yolu evliya olmak, Allah'ın dostu olmak. İki, yozlaşma yolu şeytanın kulu olarak hayatı devam ettirmek. Kur'an-ı Kerim'de bu yolların hepsi ayetlerle bizlere izah edilmiştir. Adem Aleyhisselam'dan bugüne kadar Allah'ın, sevgili dostların hepsinin bir daveti var bize. Allah'a davet. Eğer o slaytımızı kardeşimiz gösterebilirse bütün peygamberler, bütün Allah dostları hep insanlara şu mesajı vermişlerdir. Allah'a ulaşmayı dileyin. Allah'a ulaşmayı dileyin. Allah'a ulaşmayı dileyin. İşte Adem Aleyhisselam, işte Nuh Aleyhisselam, işte Hud Aleyhisselam, işte Salih Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselam, Yunus Aleyhisselam vesaire.
Sevgili kardeşlerim, teknik açıdan olaya baktığınız zaman her gün her şey değişiyor. Ben bir fizikçiyim. Einstein'ın söyledikleri birçok şey zamanımızda kitaplarda kanun olarak bize öğretildi ama günümüzde geçerliliği yok. Einstein ne diyor? Şu zahiri alemdeki bir nesneyi ışık hızına ulaştırmanız mümkün değil. Ulaştırırsanız kitle sonsuz olur. Hiçte öyle değil. Nebiler sultanı Peygamber Efendimiz miraca sonsuz hızla ulaştı. Einstein dostumuz acaba ne diyecek? Öyleyse sevgili kardeşlerim, Kur'an bir mucize-i baki. Eğer Kur'an’i sırlara vakıf olabilirseniz, gerçekten Kur'an’i açıdan kendinizi hayata hazırlarsanız o zaman bu dünya her olayda hepinize bir cennet olur. Negatif olayların etkisini Allah üzerinizden alır.
Ben TEK’te çalışırken servis arabamız vardı. TEK’te vazifeye giderken bir gün ağır çekimle otobüsümüz devrilmeye başladı. Ama devrildiği noktada otobüsün içinde olan bütün yolcular tek bir ses çıkartıyorlar. Allah Allah. Ta ki otobüs devrildi. Elimdeki tespih bir yere düştü. Hepimiz birazcık yuvarlandık. Hiçbirimize bir şey olmadı. Ama benim dikkatimi çeken kazanın olmasından 10 dakikaya kadar insanların söyledikleri tek bir sözcük vardı. Allah Allah. Ben eminim o deprem olduğu anda da gönül ister ki elimizdeki bir kamerayla sesleri ve görüntüleri kayda alabilelim. Ne görecektik? Allah görecektik.
Acaba neden böyle? Üç iradeden bahsedebiliriz. Yaratan, ilahi irade Allah'ın iradesidir. Kainatı üç asıl ve üçle karşılık olmak üzere altı alemden oluşturan her zerreyi sonsuz kontrol eden Allah'tır. Her şey atomlardan oluşuyor. Maxwell denilen bir fizikçi çekirdek etrafında elektronların dönüşünü görürken devamlı bu hareketi onlara sağlayan kuvvet nerede? İşte onun bilemediği kuvvetin sırrını Allah Kur'an-ı Kerim'e koyuyor. İsra suresinin 44. ayeti kerimesi. Yedi kat gökler ve yerler. Bunlar arasındakiler hepsi Allah'ı tespih ediyor. İşte otobüsün devrilmesinde, işte depremin oluşması noktasında zayıf bir varlık olan insan kime sığınıyor? Allah'a, en güvenli yer Allah'tır. En güvenli yer Allah'tır.
Kur'an-ı Kerim'de Allahu Teala insanın insana düşmanlığından bahsetmiyor. Ama Kur'an-ı Kerim'de bir düşmandan bahsediyor. Şeytan. İşte o şeytana karşı Allah Teala'a bizi uyarıyor. 7 ayeti kerimede şeytanın adımlarına tabi olmayın. Kim şeytanın adımlarına tabi olursa şeytan ona kötülüğü ve fuhşiyatı öğretiyor. Öyleyse sevgili kardeşlerim dostumuz Allah. Allah bizden ne istiyor? Yaratılış gayemiz ne? Yaratılış gayemiz Allah'a kul olmak. Zor mu? Tek bir dilek. Allah'a dost olmak. Yani en yakınında yer almak. Zor mu? Hayır. Tek bir dilek ve Allah'ın bizden istediği tek bir şey var. Tek bir şey var. Tek bir şey var. Mutlu olmak. Mutlu olmak. Mutlu olmak.
Süleyman Doğan hocamızın bahsettiği Japonya'daki ahlaki güzelliği ifade etti. Onlar küçüklükten çocuklarına başkaları için yaşamayı öğretiyorlar. Bizim iman ettiğimiz Kur'an'da bize örnek gösterilen sahabe de aynı o yaşantıyı yaşadılar. Hz. Ömer savaşta şehit olmak üzere olan kişileri dolaşıyor. Acaba birileri bir şey ihtiyacı olur mu? Birisi su diyor ya Ömer. Hz. Ömer matarasındaki suyu tam ona uzatmak üzereyken bir başkası su diyor. İşte bu başkaları için yaşamanın sırrına binaen o kişi diyor ki ya Ömer bana değil ona ver. Şehit olmak üzere olan bir insan için bir yudum suyun ne kadar kıymetli olduğunu hepimiz idrak edebiliyoruz. İşte onlar öyle bir candan dost oldular ki kendileri için kendi hayatlarını başkalarına feda edebildiler.
İkinci suyu tam ona uzatmak üzereyken bir başkası su diyor. Ya Ömer bana değil ona ver. İşte Süleyman Doğan hocamızın bahsettiği o Japondaki ahlaki güzellik Kur'an-ı Kerim'in içerisinde Kur'an ahlakı, Allah ahlakı bunu gerektiriyor. Çok mu zor? O kadar kolay ki neden insanlara zor geliyor? Hakikati Kur'an'dan öğrenmedikleri için. Hazreti İsa Aleyhisselam'ın bir sözü var. Kullar için imkansız olan Allah için çok kolay. İşte ayet-i kerime. Allahu Teala Mumin suresinin 7. ayeti kerimesinde Rabbimiz senin ilmin ve rahmetin her şeyi kuşatmıştır. Kime sorarsanız sorun ruhunu Allah'a ulaştırmak ister misin? Allah'a ulaşmayı dilemek ister misin? El cevap Allah bana şah damarımdan daha yakın. Neden bahsediyorsun kardeşim?
Hayır sevgili kardeşlerim Kur'an-ı Kerim'in hakikati Allah'ın zatı sonsuz uzaklıkta. Bizi kuşatan Allah'ın zatı değil, bizi kuşatan Allah'ın ilmi ve rahmeti. Allah'ın ilmi ve rahmeti farklıdır. Allah'ın zatı farklıdır. İşte şimdi asıl konuya gelmek istiyorum. Allah Teala zatından bize ruh üfürmüş ve Allahu Teala hepimizi kendisine davet ediyor. Allah'a dost olmak, sonsuz mutluluğu yaşamak istiyorsak tek bir dilekle kalpten bana ulaşmayı dileyin. Bana ulaşmayı dileyin ki sizi ben kendime ulaştıracağım.
İşte sahabenin evvelki hayatını yani Resulullah'tan evvelki dönemi, cahiliye dönemine baktığımız zaman birbirlerinin can düşmanıydılar. Kız çocukların diri gömüyorlardı. Alabildiğine fıçılarla içki içiyorlardı. O tefessüh etmiş yozlaşmış olan hayattan Allah'ın resulüyle çok kısa süre içerisinde 23 sene de can dostu oldular. Hz. Ömerler, Hz. Ebubekirler, Hz. Osmanlar, Hz. Aliler yetişti. Bugün ben küçümsemek istemiyorum ama yaratılışın sırrını bilen bir kişi olarak diyorum ki bütün şu dünya üniversitelerini bitirin. Bir Hz. Ebu Bekir yetiştirebilir misiniz? Bilgiyi yükleyebilirsiniz insana. Ama yine hocalarımızın çok güzel ifade ettiği bir hakikat ki önemli olan o bilgiyi Allah'ın emrettiği ahlakla hayata tatbiki.
Yetiştirirsin mühendisi, malzemeden çalarsa o zaman ondan fayda değil zarar gelir. İşte depremin yıkıcı hasarlarından bir tanesi de bu. Hepimiz buna şahidiz. Ama eğer onu yetiştirdiğiniz kişi Kur'an ahlakıyla ahlaklanmışsa, Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmışsa asla onun çalmakla, çırpmakla, zengin olmakla asla bir ilişkisi yok. O mutluluğun zenginliğe bağlı değil. O mutluluğun şan şöhrete bağlı değil. O mutluluğun dünyada hiçbir nesneye bağlı olmadığını en iyi bilendir. Mutluluk neyledir? Mutluluk Allah iledir. Allah'ın zikriyledir.
Şimdi demek ki hepimizin reçetesi zikir. Hayatımıza tatbik edeceğiz. Neden zikir? Çünkü her olaydan negatif etkilenen, negatif etkilenmemizi sebep olan iblis nefsimizin 19 afetine tesir ediyor. Süleyman Doğan hocamız çok güzel ifade etti. Depremler fizik alemde hasar yapabilirler. Ama kalıcı olan gönül depremi. İşte o gönülde depremlerden kurtulabilmek kalbimizdeki afetlerin temizlenmesine bağlı. Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık vesaire.
Hocamızın bir tanesi çok güzel ifade etti. Nasrettin hocanın küçük kıyamet büyük kıyamet. Herhalde Süleyman Doğan hocamız. Eşim ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet. Tamam gerçekten de öyle. Ama asıl olan o kıyamet geldiği zaman etkilenmemek. Sevgiyle birbirine bağlayan iki çift. Şeytan aralarına girdiği zaman birbirlerinin canına bile kıyıyorlar. Şu an dünya üzerinde en çok zulme maruz kalan, şiddet gören ihtiyarlar, hanımlar ve çocuklardır. İşte bu zulümden insanları kurtarabilmek o bir dilektir. Resulullah'ın ahlakında zulmetmeyiniz. Zulme karşı zulümle cevap vermeyiniz. O zaman nasıl affedeceğiz? Affedici olacağız. A’râf suresinin 199. ayeti kerimesinde bizim için örnek olan iki cihan serveri peygamber efendimize Allah ne emrediyor? Sen affet, marufla emret ve cahillerden yüz çevir.
Bugün çokça boşanmaların arttığı bir dönemdeyiz. Boşanmaların sayısı evliliklerin sayısının geçtiği bir dönemdeyiz. O boşanan çiftler sevgiyle bağlanmışlardı. Onların arasını bozan onlar değil. Biz insanlar birbirinin düşmanı olarak yaratılmadık. Biz insanlar birbirimize nasihatçiyiz. Biz insanlar birbirimizin kara gün dostuyuz. Örnek insanlarız. Biz insanlar şartları ne olursa olsun dışımızdaki insana yardım elini uzatanız. Bizim insanla ilişkimiz bu. Ama bir düşman var iblis. O bırakmıyor. Başlangıç noktası nefsimizin manevi kalbindeki 19 afete %100 tesir ediyor. Ve o birbirini seven, birbirine aşık olan, evlenen, sevgiyle bağlanan çiftlerin arasına iblis giriyor ve ne yazık ki çok kısa süre içerisinde birbirlerinin canına bile kıyıyorlar. İşte çağımızın veba hastalığından çok daha beter olan boşanmalar.
İnsan hayatında en önemli unsur mutluluktur. Mutluluktan daha değerli bir şey yoktur. 14 asır evveline baktığımız zaman cahiliye döneminde yaşayan bedeviler 23 senede asrı saadete ulaştılar. Nasıl mı? Kalplerindeki bu afetleri temizleyerek. Nasıl yapacağım hocam? O kadar kolay ki. Şimdi gelin beraberce Bakara 216'dan başlayalım. Bakara 216'da Allah’u Teala bize bir ders veriyor. Bu dünya, bu kainat Allah'ın üniversitesi. Olaylar olur olmaz Allah'ın bizden öğrenmemizi istediği bir tek hakikat var. Hayır nedir, şer nedir? Şu anda sorsam size belki çoğunuz dersin ki bunu kim bilmez ki? Hocam nedir? Sualim var size hayır nedir? Şer nedir? Kim söyleyecek? Sustunuz tabii. Çünkü insanlar olayları yanlış değerlendiriyorlar. Hoşlarına giden olaylara hayır, kendisini üzen olaylar şer değerlendiriyor. İşte bir hırsız başkasının arabasını çalıyor. Ne diyor? seviniyor. Halbuki Allah indinde derecat kaybediyor. Öte yandan mal sahibi de üzülüyor. Halbuki derecat kazanıyor. İşte olayları Allah'a göre tarif etmemiz. Allah acaba hayır için şer için ne diyor? Bakara 216'da bize derecet kazandıran her şey hayır. Üzülsek de sevinsek de bize derecat kaybettiren her şey şer üzülsek de sevinsek de.
Çünkü En’âm suresinin 132. ayeti kerimesinde kanun şöyle mesela şu anda hepiniz buradasınız. Beni dinliyorsunuz. Bundan emin olun. Üzerinizde iki tane melek çalışıyor. Hem hayatınızı kayda alıyor hem düşüncenizi kayda alıyor hem kalbinizdekini okuyor. Kameraman olan kirâmen kâtibin melekleri. Eğer siz Allah'ın gözlükleriyle bakıyorsanız Allah'ın sizin için tayin ettiği hedef için kendinize hedef ittihaz etmişseniz o zaman kesinlikle siz Allah'ın bir sevgilisi olursunuz. Nasıl kalben ulaşmayı dilemeniz halinde? Kısaca aklınızda kalıcı olabilmesi için hep şekil üzerinde açıklamak istiyorum. Bir gün kâinatı yokluktan Allah size gösterseydi görecektiniz ki kâinat bir insan vücudu şeklinde. Yani kâinatın makro alemi ve mikro alem. Bizler mikro alemi temsil ediyoruz. Makro alemde varlıklar alemi bitiyor ve arşta yoklukta Allah'ın zatı. İşte insan ruhu Allah'a giden bir yol üzerinde seyri sülükle nefsin tezkiyesiyle emanet olan ruh Allah'a ulaşıyor. Mevlâna buna vuslat diyor. Evet. Vuslat ruhun dünya hayatını yaşarken Allah'a ulaşması.
Niçin bu kadar önemli? Çünkü sualim var size. Hepiniz neyin peşinden koşuyorsunuz muhterem misafirler? Mutlu olmak değil mi? Hiç kimse mutsuz olmak istemiyor. Şu anda tek mikrofon tutabilseydik dünyada yaşayan 8 milyar insanın hepsinin alacağımız tek cevap ben mutlu olmak istiyorum. Ama mutluluk bu dünyada sahip olduğumuz hiçbir şeyde değil. Ne çok zengin olmakta ne çok ev sahibi olmakta ne çok makam sahibi olmakta hiçbirisinde değil. Nede? Sevgide. Sevgi alınır verilir bir şey midir? Hayır. Sevgi Allah'tan gelir. Sevginin kaynağı Allah'tır. Yunus Emre ne diyor? Yaradılanı severiz ama yaradandan ötürü. İşte sevgili kardeşlerim Allah'ın sevgisinin sizde tecellisi bir dilek. Kalpten Allah'a ulaşmayı diliyor musunuz? Diyeceksin ki hocam ben kim? Allah'a ulaşmak kim? Evet ruhunuz Allah'a ulaşır ama fizik vücut Allah'a ulaşmaz. Nefs de Allah'a ulaşmaz. Allah'a ulaşan Allah'ın bizdeki emaneti. Ve Allahu Teala bu talebi sizin kalbinizde görmek istiyorum. Her saniye, her an kalbinizi denetliyor. Resulullah'ın hadisi şöyle: "Allah sizin soyunuza, Allah sizin malınıza, Allah sizin şeklinize bakmaz. Allah'ın devamlı sizden nazar ettiği kalbinizdeki niyet ve o niyete paralel işlediğiniz amel. İşte niyetiniz Allah'a ulaşmaksa bu talebi Allah kalbinizde gördüğü an o zaman bütün peygamberlerin şeriatının ilk sırrı Allah sizi kendisine ulaştırıyor.
İşte Şura suresinin 13. ayeti kerimesi Nuh Aleyhisselam'ın şeriatı, İbrahim Aleyhisselam'ın şeriatı, Musa Aleyhisselam'ın şeriatı, İsa Aleyhisselam'ın şeriatı ve Peygamber efendimizin şeriatı. Sevgili kardeşlerim dikkat ederseniz bir şey söyledim. Einstein’ın reçetesi şu anda hikâye ama hiç kimse bir peygamberin reçetesinin hikâye olduğunu söyleyemez. Adem Aleyhisselam döneminde reçete neyse Nuh Aleyhisselam dönemde reçete o. İbrahim Aleyhisselam döneminde reçete o. Musa Aleyhisselam. Bütün peygamberler aynı reçeteyi getirmişler. 7 safha 4 teslim. Ulaşmayı dileyeceksiniz ve devenizi sağlam kazığa bağlayacaksınız. Evet. Bir kere daha söylüyorum. Ulaşmayı dileyeceksiniz ve devenizi sağlam kazığa bağlayacaksınız ve Allah'a tevekkül edeceksiniz.
O zaman tevekkülün anahtarı ne? Tevekkülün anahtarı zikir. Allah deyin bakalım. Allah işte o külli iradeyle bir kaza anında siz farkında olmadan size onu söyleten Allah, külli iradeyle. Ateist bir kişiyi biliyorum. Ben diyor Allah'a inanmıyorum diyor. Aynen öyle. Allah'a inanmıyorum. Ama arabası ani fren yapınca bir sarsıntı geçiriyor ve bakıyor ki hiç istemediği halde ağzından Allah kelimesi çıkıyor. Hadi o kıssayı da size anlatayım. Biraz sizi güldürelim. Ateist ormanda dolaşıyor. Bir ayı afiyetle onu yemek üzere üstüne atlıyor. Ateist ne diyor biliyor musunuz? Allah diyor. Allah zamanı durduruyor. Her şey havada bekliyor. Ve Allah Teala ateiste diyor ki, "Ey kulum, bugüne kadar hiç bana müracaat etmedin. Ne istiyorsun?" Ateist de diyor ki, "Evet Rabbim, gerçekten aynı dediğin gibi hiç müracaatım olmadı. Şimdi senden bir dileğim var. Bu ayıya söyle iman etsin diyor. Tamam diyor. Senin isteğin buysa ben ayıya söylüyorum, iman ediyor. Ve ayı onu afiyetle yiyor ve diyor ki, "Ya Rabbim, tuttuğum orucun iftarını bana ihsan ettiğin bu kişiyle, nimetle beni rızıklandırdığın için sonsuz hamd ve şükrederim olsun."
İşte hepimizin yaratılış gayesi Allah'a kul olmak. Kudretin sahibi o. Tek noktadan kâinatı yaratan o. Bugün bütün araştırmacılarının hiçbir zaman asla reddedemeyeceği büyük patlama. İşte o tek noktadan bütün kâinatı enerjiyle yaratmış, enerjiyi maddeye dönüştürmüş ve şu anda bütün insanların yaptığı araştırmalar sadece o kalıp üzerinde, fizik beden üzerinde araştırma. Ama ben sizi daha üst seviyedeki bir araştırmaya, peygamberi araştırmaya, Allah dostlarının araştırmasına yöneltiyorum. Neyi? İçinizdeki diyalektik kavgayı sonlandırın. Nefsle ruh arasındaki kavga. Tekrar şu o iki vücudumuza bakalım birlikte. İkisi de birbirine zıt. Şeytanın nefsimize %100 etki ettiği, Allah'ın emrinden olan ruhumuzun 19 hasletle mücehhez olduğu ve peygamberimizin ifadesiyle cehennem nefsin sevdiği şeylerle çevrili. O zaman cehennemi çeviren ne? Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık vesaire.
Zaman kısa olduğu için hemen geçiyorum. Cennet. Cennet nefsin sevmediği şeyler ile çevrili. Nefs neyi sevmiyor? Ruhun hasretlerini. O zaman cenneti çeviren iman, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik, sekinnet, itaat, sabır, tevazu, kanaat, şükür vesaire. Mutlu olmak istiyor musunuz? E görüyorsunuz ki mutluluk ruhun hasletlerinde. Ruh neyi istiyor? Ruh dünyayı istiyor mu? Ahireti istiyor mu? Yunus ne diyor? Cennet, cennet dedikleri birkaç melek, birkaç huri isteyene ver onları. Bana seni gerek seni. İşte ruh rabbini istiyor. Çünkü ondan gelmiş ona ulaşmak istiyor. Halk arasında hepiniz biliyorsunuz. Hay’dan geldik nereye gidiyoruz? Hu’ya gidiyoruz. İşte sevgili kardeşlerim marifet şu ölmeden evvel Hu’ya gidebilmek. Bu bir dilektir.
3. basamakta ulaşmayı dilediniz. 4. basamakta Allah rahim esmasıyla size tecelli ediyor. 5. basamakta sizdeki engelleri kaldırıyor. Herkes hayatı yaşadığını zannediyor. Evet yaşadığı hayat bu dünya hayatı ama ahirete göre gözü kör, kulağı sağır. Ayetleri size tek gösterebilirim. Onların açılabilmesi için sizin ruhunuzun talebine uymanız lazım. Nahl suresinin 78. ayeti kerimesinde Allah şöyle buyuruyor. Hiçbir şey bilmiyor halde, Allah annenizin karnından sizi çıkarttı. İşte nefsle, fizik bedenle, ana karnında şekillenen kişi doğar doğmaz zatından ruh üfürüyor ve onu işitici, görücü ve idrak edici kılıyor. Bu güzellikleri kendisine ulaştırdıktan sonra tek bir dilekle o güne kadar işlediğiniz bütün günahları Allah örtüyor.
İşte bir daha o slaytımıza dönecek olursak ne kadar Kur'an'da ismi geçen peygamber varsa hepsi kavimlerini Allah'a davet etmişler. Duyduk duymadık demeyin. Kalpten ulaşmayı dileyin. Dilerseniz bütün günahlarınızı Allah örter. Enfal 29. Ve sizi yedi furkan’ın sahibi kılar. Furkan ne? Hakkı batıldan ayırma ölçüsü. İnsanlar zanların peşinden gidiyorlar ve kendi zanlarını da doğru zannediyorlar. Halbuki hakikatin kendisi Allah'ın sözüdür. Kur'an vahyidir. Allah Resulü Peygamber Efendimiz, "Ben nasıl vahiy üzere mücadele veriyorsam benim sünnetim üzerinde de imamlar mücadele edecek. Benimle insanlar nasıl şirkten kurtulmuşlarsa onlarla da fitneden kurtulacaklardır.
Öyleyse sevgili kardeşlerim siz de fitneden, siz de şirkten, siz de dalaletten, siz de 19 negatif özellikten kurtulmak istiyor musunuz? Dilden mi, kalpten mi? O zaman kalpten ulaşmayı dileyin ki 99 esmanın sahibi Rabbimiz rahim esmasıyla tecelli etsin. Yusuf Aleyhisselam ne diyor? Yusuf 53: Ben nefsimi ibra edemem. Çünkü nefs şiddetle kötülüğü emreder. Muhterem misafirler, hayatınızda düşmanlar yok. Silin onları. İki düşmanınız var. Birisi nefsiniz, diğeri de şeytan. Şimdi bu iki düşmanı size tanıtmak istiyorum. İbrahim 22. İş olup bittikten sonra şeytan der ki Allah'ın sözü haktı. O hep doğruyu söyledi. Ben de size söyledim ama hep size yalan söyledim. Fakat benim sizin üzerinizde bir zorlayıcı gücüm yok. Ben sizi davet ettim. Siz davetimi kabul ettiniz. Beni kınamayın. Kimi kınayın? Nefsinizi kınayın. Öyleyse şu dünya üzerinde ülkemiz dahil olmak üzere ne kadar sıkıntı huzursuz insan varsa hepsinin bir tek sebebi var. Nefsleri. Hiç kimse eşini suçlamasın. Hiç kimse komşunu suçlamasın. Hiç kimse amirini suçlamasın. Hiç kimse dışınızdaki hiçbir kimseyi suçlamayın. İbrahim 22 cevap veriyor. Kınayacaksan kimi kınayacaksın? Kendi nefsini. O zaman sevgili kardeşlerim gelin nefsimizi kınamaktan kurtaralım. Cevabı var mı? var tabii. Eğer devam ederseniz Allahu Teala Tegabun 11'de kalbinize hidayetle ulaşır. Kaf 33'e göre kalbinizi kendisine çevirir. Enam 125'e göre Allah Teala göğsünüzden kalbinden yol açar ve sonuçta 12 tane ihsanla sizi sağlam kazık olan mürşide ulaştırır.
Sahabeyi sahabe yapan iki cihan ve peygamber efendimizdi. Ana lisanı Arapça olmalarına rağmen kendilerine tevcih edilen suale hep cevapları şuydu. Allah ve resulü biliyor. Peygamber efendimizin okuma yazması yoktu. Ana lisanı Arapça olan bütün bedeviler bu suale böyle cevap veriyorlarsa o zaman dinimizi Kur'an-ı Kerim'de zikredilen sağlam kazıktan benim sahabem gökteki yıldızlar gibi buyurduğu o yıldızlardan öğrenmek durumundayız. Herkes için bu var mı? Evet. Herkes için bu var. Sahibiniz rabbinize müracaat ederseniz Allah'tan isterseniz Allah'ın size göstermemesi mümkün değil. Çünkü Peygamber efendimiz cevap vermiş. Benden sonra nübüvvet yok mübeşşirât var. Nedir ya Resulullah mübeşşirât? O salih rüya. Hacet namazı kılar da mürşidinizi istediniz ve istedikten sonra ibadetlerin sultanı. Allah'a tevekkül etmek istiyor musunuz? Tevekkülün anahtarı ne? O zaman tevekkül etmek istiyorsanız eğer devenizi de sağlam kazığa bağladıysanız tevekkül etmek istiyorsanız size bir ders verilir.
Allah dersi 7.000 zikirle başlıyorsunuz. 9.000 zikir, 13.000 zikir, 15.000 zikir. 15.000 zikirle nefsinizin manevi kalbi %100 karanlıkken %7 nurlanıyor. Nefs-i emare bitti. Nefs-i levvame %7. Nefs-i mülhimede %7. Evet. Şu anda 15.000 zikir. 17.000 zikirle ikinci gök katı 19.000 zikirle nefs mülhime 3. gök katı 21.000 zikirle nefs mutmaine 4. gök katı 23.000 zikirle nefs-i raziye 5. gök katı 25.000 zikirle nefs-i marziye 6 gök katı ve 33.000 zikirle nefs tezkiye 7. gök katı. Bunların hepsi Allah'ın garantisinde muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim Allah'ın garantisinde.
Öyleyse siz depreme hazırlık olmak istiyor musunuz? İşte bu emanet olan ruhu hayattayken Allah'a ulaştıracaksınız. Deprem olduğu zaman kaçacak mısınız? Hayır bugüne kadar hiçbir kardeşimiz kaçmadı evinden. Neden? Neye güvenerek? Allah'a güvenerek. Allah'a güvenerek işte bütün mesele o Allah'a içinizden duyduğun güven, o güvenin sahibiyseniz o yardımı mutlaka Allah size verir. Allah'a tevekkül edenlere galip gelen yok. Bir tek güç var yenilmez. O güç kimdir? Allah. O Allah'tır. Evet. Bir tek güç var yenilmez. O güç Allah'tır. Ve siz ona sığınırsanız, emaneti teslim ederseniz, onun dostu olursanız o dostlarına en büyük koruyuculuğu yapar. O zaman sizi kesinlikle korur. Siz de öyle bir noktaya ulaşırsınız ki sosyal hayatta herkesi seversiniz.
Şu anda bizim sevdiğimiz gibi. Hepinizi çok ama çok seviyoruz kalbimizden. Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Bu sevgi bizim kalbimizden geliyor. Biz biliyoruz ki şu an 7,5 milyar insan var. Dünya üzerinde ve hepsinde onların bizim kalbimize sevgisi var. Yani Yunus'un değimiyle ben niye Rabbimden korkayım? Ben korktuğumla dost oldum. Korktuğunuz insanların hepsi ya size bir fayda ulaştırır ya bir hayır ulaştırır. Size bir zarar ulaştırması imkânsız. Allah'ın kanunlarını bilirseniz o zaman birbirinizden şüphe etmezsiniz. Birbirimize karşı düşmanca uğramazsınız. Tam tersi nasihatçisiniz, kara gün dostusunuz ve yardım elini uzatan birisisiniz. İşte hayata tasavvufun gözlükleri bakın. Tasavvuf dizaynı içerisinde hayatı yaşayın ve yaratılış gayeniz olan Allah'a kul olmak ulaşmayı dileyin. Yaradılış gayeniz olan Allah'a dost olmak. Allah'ın dostuyla beraber olun ve yaratılış gayeniz Allah'a sizi mutlu etmesini sağlayın.
Mutluluk zikirledir. Mutluluk Allah sevgisiyledir. Sevgi mutluluğun anahtarıdır. Sevgi mutluluğun merdivenidir. Birbirinizi seviyor musunuz? Dilden mi kalpten mi? Kalpten. İşte seven kalpler deprem olduğu zaman kendini değil mutlaka yanı başındakini. Kendisini düşündüğü an asla hedefe ulaşamaz. Ama Hz. Ömer'in savaş meydanında o su isteyen sahabeye, "Ya Ömer bana değil ona ver." İşte bugün deprem kurtarıcı kardeşlerimize bakalım. Kendini değil etraftaki insanları düşünenlerin en büyük can kurtaranlar olduğunu net olarak bileceklerdir.
Ben sözümü bitirmeden evvel Resulullah'ın depremle ilgili hadislerinde Zilzal suresinde deprem o kadar önemli ki Zilzal suresi. Deprem sarsıntıların geçtiği ayetlere bakıyor. Zilzal suresini görüyorsunuz. O deprem sarsıntılarının geçtiği ayetlere beraberce bakalım. Onu gösterelim. Evet, şu anda ekranda gördüğünüz deprem sarsıntılarının geçtiği Kur'an ayetleri. Ve sevgili kardeşlerim her türlü musibet depremde buna dahil bir tek gayesi var. Rabbimize ulaşmak, Rabbimize ulaşmak, Rabbimize ulaşmak. Deprem olduğu an hadis-i şerifte Medine'de bir deprem oldu. Nebiler sultanı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz elini yere koydu ve şöyle buyurdu. Rabbiniz sizi ikaz ediyor. Artık ona dönün. Öyleyse depremin gayesi ne? Rabbimiz indinde deprem bir nimet. Gayesi ne? Gayesi depremi sebep kabul ederek emanet olan ruhu hayattayken ona ulaştırmak. Devam ediyoruz. İkinci hadis. Depremler Allah'ın kullarına bir nasihat ve uyarıdır. İşte nimet nasihat ve uyarı. Allah'ın bir kavme azap etmek istediği zaman onlara deprem ve sarsıntı verir. Hadis-i şerif üç. Kıyamet kopmadan önce ilim kaldırılır, Kur'an unutulur. Depremler çoğalır. Zaman kısalır. Fitneler ortaya çıkar ve öldürmeler artar.
Öyleyse dünyevi açıdan depreme bakıyoruz. Dünya bir mucize. Kâinatın kalbi. Dünyanın merkezinden dünyanın hangi istikametine uzatırsanız uzatın, merkezden geçen bir doğrunun iki ucundaki ağırlık her noktada birbirine eşittir. Hangi sebeple bu denge bozulursa Allah Teala depremi devreye koyuyor. Niçin? Dengeyi vücuda getirmek için. Öyleyse denge insanları üzmek, insanların sevdiklerini hayattan almak değil. Allah'ın bir uyarısıdır, bir nasihattir. Eğer idrak edebilirsek o gözlüklerle inşallah bakmamız gerekiyor Allah'ın izniyle. Ve baktığımız zaman da görüyoruz ki birçok olaylar hayatımızda negatif tesirler var. Ama biz eğer rabbimizin dostuysak, rabbimizin kuluysak, emirlere itaat ve yasaklardan kaçınıyorsak o zaman deprem bizler için mutluluk verici bir olay.
Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim, sabırla beni dinlediniz. Gecenin bu geç vaktine kadar dinlemenizden dolayı Allah'ın huzurunda hepinize teşekkür ediyorum. Muhterem misafirlerimizin akademisyen hocalarımızın ellerinden öpüyorum. Onlar teknik bilgiyi size verdiler. Kesinlikle verdiler. Çok da güzel verdiler. Ama ben İzmir'deki Tasavvufu Öğrenme ve Yaşatma Federasyonu adına konuştuğum için olaya tasavvufi açıdan baktım ve o konudaki bilgilerimi sizinle paylaştım. Sabrınızdan dolayı size teşekkür ediyorum. Başka beraberliklerin de rabbimizin tekrar bizleri nasip kılmasını efendimizin himmeti ile rabbimizden dileyerek sözlerimi tamamlıyorum. Sizleri çok ama çok seviyorum kalbimden. El fatiha salavat.