Panele ilahiyatçı Bekir Büyükkurt, Aile Danışmanı Dr. Neslihan Odabaşı, Klinik Psikolog Zeynep Odabaşı ve Fizik Yüksek Mühendisi, Mutasavvıf Yazar Dr. Abdulcabbar Boran konuşmacı olarak katılmıştır. Temel tema, toplumun çekirdeği olan ailenin sağlamlığı, yaşanan sorunlar (geçimsizlik, bağımlılık, şiddet) ve bu sorunların hem psiko-sosyal hem de manevi boyutlarda çözüm yollarıdır.
1. Bekir Büyükkurt'un Konuşması: Ailenin Temel Taş Oluşu ve Nikahın Önemi
Konuşmasına ailenin İslam toplumunun temel taşı olduğunu vurgulayarak başlar. Aile ne kadar sağlam olursa toplumun da o kadar dayanıklı olacağını belirtir. Aileyi sevgiyle kurulan, sabırla büyüyen, saygı ve merhametle ayakta kalan bir kurum olarak tanımlar ve bunun Allah'ın büyük bir nimeti olduğunu söyler. Kur'an-ı Kerim'de (Rum Suresi) eşler arasına sevgi ve merhamet konduğunu hatırlatır.
Günümüzde aile içinde sorunlar yaşandığını, bunun doğal olduğunu çünkü beşer olduğumuzu ve hata yapabileceğimizi ifade eder. Ancak önemli olanın bu sorunları nasıl yönettiğimiz olduğunu; sorun yönetiminin aileyi ya güçlendirdiğini ya da zedeleyip boşanmalara, yuvaların yıkılmasına sebep olduğunu söyler.
Bu bağlamda, İstanbul'da kıydığı bir nikah anısını paylaşır. Nikah öncesinde eşlerin karşılıklı haklarını, nikahın bir ibadet olduğunu anlatırken, gelinin annesi ve babasının ağladığını fark eder. Meğer bu çift dört yıl önce büyük bir kavgayla ayrılmış, kızlarının düğünü için bir araya gelmişlerdir. Adam, nikahın güzelliğini ve eş haklarını duydukça bunları bilmediklerini, anlamadıklarını ifade ederek ağlar. Bekir Hoca, bu çiftin iki ay sonra ayrılıp Maraş'a geldiklerini, onların da nikahlarını yenilediklerini ve şu an mükemmel bir yuvaları olduğunu anlatır.
Sorunların aileyi ya güçlendirdiğini ya da dağıttığını tekrarlar. Önemli olanın, Kur'an-ı Kerim'in ilk emri olan "oku" emri doğrultusunda, Kur'an'ı sadece okumak değil, yaşamak olduğunu vurgular. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) de evli olduğunu, zaman zaman eşleriyle tartıştığını ama asla kırmadığını, bağırmadığını, el kaldırmadığını örnek gösterir. Hz. Ayşe validemizin bir keresinde Peygamberimize toslanmasına rağmen onun sabırla davranıp sonra gülümseyerek affettiğini hatırlatır. Onun hayatının merhamet ve sevgi üzerine kurulu olduğunu söyler.
Tartışmaların olabileceğini, önemli olanın aradaki sevgi, muhabbet ve merhamet bağlarını koparmamak olduğunu belirtir. En güçlü bağın merhamet ve sevgi olduğunu ifade eder. Ailedeki huzursuzluğun, özellikle çocukları olumsuz etkilediğini, yuva yıkıldıktan sonra sokaklara düşen ve kötü alışkanlıklar edinen gençlerin arttığını söyler. Her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve tabanın aile olduğunu tekrar vurgular. Sabır, anlayış ve diyalogla sorunların aşılabileceğine inanır. Konuşmasını katılımcılara ve özellikle organizasyona ev sahipliği yapan Ferhat ve Elif Akgündüz çiftine teşekkür ederek bitirir.
2. Dr. Neslihan Odabaşı'nın Konuşması: Bütüncül Sosyal ve Ailevi Bakış Açısı
Konuşmasına selamla ve organizasyon ekibine teşekkürle başlar. Kızı, klinik psikolog Zeynep Odabaşı ile aynı panelde bulunmaktan duyduğu gururu dile getirir.
Ailenin toplum ve ülkenin temeli olduğu klasik terminolojiyi hatırlatarak, ailenin iyileştirici ve kalkındırıcı, ama aynı zamanda derin yaralar açıcı bir kurum da olabileceğini söyler. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya çapında şiddet ve geçimsizlik oranlarında artış olduğunu belirtir. Maddi imkanlar arttıkça ailenin değerini anlamak ve onu güçlendirmek için daha çok çaba gerektiğini düşünür.
Sağlam bir aile için öncelikle sağlam bir temel, yani doğru eş seçimi gerektiğini vurgular. Eş seçiminde "iyi bir ekip" olabilme potansiyelinin önemli olduğunu söyler. Ekip liderliğinin rol paylaşımı, hakkaniyet ve adaletle olması gerektiğini belirtir. Uygun eş seçimi için kişinin önce evlilik kurumundan beklentisini, rolünü ve hayat amacını netleştirmesi gerektiğini ifade eder. Bu bilinçli farkındalık için de aileden başlayan bir eğitimin şart olduğunu, çocukların olumsuz rol modelleri farkında olmadan öğrenebildiğini söyler. Kendi yapmadığımız şeyleri çocuklardan beklemememiz gerektiğini vurgular. Evlilik öncesi "evlilik okulu" gibi eğitimlerin faydalı olacağını düşünür.
Evlilikte eşlerin "kimlik bilgilerini" (manevi ve maddi değerler, varoluş amaçları, hedefleri) dürüstçe paylaşması, acele etmeden büyüklerin onayını alması gerektiğini söyler. Evlilikte her şeyin kusursuz olmasının beklenmemesi gerektiğini; stres yönetimi, problem çözme yeteneği, saygı, sevgi ve hoşgörünün esas olduğunu belirtir. Anne-baba olmadan önce de eşlerin bu konudaki beklentilerini konuşması gerektiğini ifade eder.
Aile ve çift terapilerinde en sık karşılaşılan geçimsizlik nedenlerini şöyle sıralar:
1. İletişim sorunları: Dinlememek, yargılamak, "sen" dili kullanmak ("sen şöylesin, sen böylesin"). Bunun yerine "ben" dilinin ("sen bunu yaptığında ben üzülüyorum") kullanılmasını önerir.
2. Rol karmaşası: Kadın-erkek rollerindeki belirsizlik, çocuğun ebeveynleştirilmesi (parentification).
3. Şiddet: Fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddet. Psikolojik şiddetin içine sessiz şiddeti (duygusal yok sayma, küslük, değersizleştirme, mobing) de katar.
4. Bağımlılık: Teknoloji dahil her türlü bağımlılık.
Terapilere genellikle sadece kadınların geldiğini, erkeklerin gelmesi gerektiğini çünkü ailenin bir bütün olduğunu vurgular. Evde reisliğin, eşine ve ailesine karşı sorumluluklarını yerine getiren erkeğin olmasını doğal bulduğunu, ancak bir geminin iki kaptanı olamayacağını söyler.
Teknoloji bağımlılığına özellikle dikkat çeker. Eve girildiğinde telefonların bir kenara bırakılıp göz teması kurulması, hal hatır sorulması, dokunmanın önemini anlatır. Aile meclisleri ve toplantıları yapılmasını önerir. Ailenin güvenli liman olması gerektiğini, çocukların hata yaptığında cezalandırılma korkusuyla değil, güvenle anne-babasına sığınabilmesi gerektiğini söyler.
Sorunları halının altına süpürmemek, yüzleşmek ve gerekirse profesyonel yardım almak gerektiğini belirtir. Pandemi döneminde boşanma oranlarının artmasının, aynı çatı altında birlikte olmayı bilemeyişimizin acı bir göstergesi olduğunu ifade eder. "Büyük evlerde çok yalnızlar var. Kalabalıkların içinde çok yalnızlar var. Lütfen sadece bedenlerimizin yan yana olmasın. Gönüllerimiz beraber olsun." diyerek konuşmasını bitirir.
3. Uzm. Klinik Psikolog Zeynep Odabaşı'nın Konuşması: Psikolojik Yansımalar ve Çözüm Yolları
Konuşmasına annesi Dr. Neslihan Odabaşı ile aynı panelde bulunmaktan duyduğu mutluluğu ifade ederek başlar.
Geçimsiz, şiddet veya bağımlılık olan ailelerde büyüyen çocuklarda gözlemlenen psikolojik sorunları aktarır. "Çocukluğa inme" tabirinin aslında bugünkü hayat görüşümüzü oluşturan temellerin aile deneyimlerimizde yattığını gösterdiğini söyler. Sözlü veya sözel olmayan şiddetin de travmatik olduğunu vurgular.
Bu tür ortamlarda büyüyen çocuklarda görülen psikolojik yansımaları şöyle özetler:
1. Hipervigilans (Aşırı Tetikte Olma Hali): Çocuğun sürekli ortamın tansiyonunu ölçmesi, ebeveynlerin mimiklerini izlemesi, ortamı yatıştırmak zorunda hissetmesi. İlerleyen dönemde kaygı bozuklukları ve ilişkilerde belirsizliğe tahammülsüzlük şeklinde kendini gösterir.
2. Güvensizlik Şemaları: En güvenli liman olması gereken aileden şiddet gören çocuğun, dış dünyaya karşı da güvensizlik geliştirmesi, yakın ilişki kurmakta zorlanması.
3. Bağımlı Ebeveyn ve "Parentified Child" (Ebeveynleştirilmiş Çocuk): Bir ebeveynin (genellikle anne) tükenmişlik, depresyon belirtileri gösterdiği durumlarda, çocuğun "ben ona bakmalıyım" hissiyle büyümesi. İleride kendini feda eden, sınır koyamayan ilişkiler kurması.
4. Sınır Koyamayan Bireyler veya Agresyona Eğilimlilik: Şiddet gören çocukların iki uca savrulabileceğini; ya aşırı uyumlu ("fark etmez"ci), sınır koyamayan, suistimale açık bireyler ya da gözlem yoluyla şiddeti öğrenen, agresif bireyler olabileceklerini söyler. Travmanın nesiller arası aktarılabileceğini belirtir.
5. Bağımlılık (Kötü Alışkanlıklar): Alkol, madde, kumar, teknoloji bağımlılığının genellikle altında yatan duygusal bir acının belirtisi olduğunu söyler. Örneğin kumarda yapay bir güç ve başarı hissi arandığını ifade eder.
Bu yaşantıların yetişkinlikteki yansımalarını ise şöyle sıralar:
• Kaygı bozuklukları ve ilişki sorunları: Özellikle kaygılı ve kaçıngan eşlerin bir araya geldiği patolojik ilişki döngüleri.
• Depresif belirtiler: Enerji azlığı, anhedoni ve yoğun suçluluk duyguları (hem kendine hem aileye karşı "Neden bunu yaptılar?").
• Öfke kontrol sorunları: Toleransın dolmuş olması, en ufak bir tetikleyiciyle taşma.
• Özgüven sorunları: Ne yaparsa yapsın "yetersiz" hissetme, aksi kanıtları görmezden gelme.
Savunma mekanizmaları olarak aşırı uyum ("ne dese tamam"), kaçınma (tartışmamak için halının altına süpürme, "aman ağzımızın tadı kaçmasın"), ve tekrarlayan döngüler (hep aynı tip toksik ilişkilere çekilme, çözülememiş eski sorunları çözmeye çalışma) olduğunu belirtir.
Çözüm için bireysel terapinin önemine değinir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ile olumsuz düşünce ve inançların değiştirilmesini, EMDR ile travmatik anıların işlenmesini, Şema Terapi ile erken dönemde oluşan olumsuz şemalarla çalışılmasını önerir. Duygusal okuryazarlık (duyguları tanıma, ifade edebilme) geliştirmenin ilişkilere olumlu katkı yapacağını söyler.
Özetle, geçimsizliğin çoğu zaman "duyulmayan sesler" olduğunu, bağımlılıkların "bastırılmış acıların maskesi" olduğunu, şiddetin ise "sevginin yerini kontrolün aldığı yerde" ortaya çıktığını ifade eder. Hiçbir çocuğun bir evin yükünü taşımak zorunda kalmaması gerektiğini vurgulayarak konuşmasını bitirir.
4. Dr. Abdulcabbar Boran'ın Konuşması: Tasavvufi ve Kur'ani Bakış Açısıyla Mutlu Aile ve Toplum
Konuşmasına Allah'a hamd ve salavatla başlar. Önceki konuşmacılara teşekkür eder. Kendisinin insanın tasavvufi hayatı, Kur'ani mutluluk reçetesi ve asr-ı saadetin nasıl inşa edildiği üzerine konuşacağını belirtir.
İnsanın sadece fizik bedenden ibaret olmadığını, bir de nefs ile donatıldığını söyler. Nefsin 19 manevi hastalığı (afet) olduğunu söyler: kin, nefret, küfür, yalan, zulüm, haset, cehalet, cimrilik, öfke, isyan, sabırsızlık, kibir, hırs, nankörlük, dedikodu, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, mürüvvet eksikliği, fitne, fesat. Aile içi geçimsizlik, bağımlılık ve şiddetin kaynağının bu nefs afetleri olduğunu belirtir.
Mutlu birey, aile ve toplum için 14 asır önceki reçetenin (Kur'an ve Sünnet) tekrar hayata tatbik edilmesi gerektiğini savunur. Allah'ın muhatabı olan insanın en şerefli varlık olduğunu ve mutluluğun Allah'la ilişkide olduğunu vurgular. Şeytanın insanları birbirine düşman etmek için uğraştığını, ayetlerle (Bakara 208, Nur 21 vb.) ikaz edildiğini hatırlatır. İnsanların aslında birbirinin düşmanı değil, yardımlaşmak, nasihatleşmek ve dayanışmak için yaratıldığını söyler.
Yunus Emre'nin "Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz" dizelerini örnek gösterir. İşin özünün sevgi olduğunu, Allah'ı, O'nun ahlakını ve yarattığı tüm insanları sevmedikçe imanın kemaline erişilemeyeceğini ifade eder. Kur'an'ın en çok üzerinde durduğu kavramlardan birinin infak (vermek, başkaları için harcamak) olduğunu söyler.
Vermek için önce Allah'tan almak gerektiğini, bunun yolunun da insana üflenmiş olan ruh ile bağ kurmaktan geçtiğini belirtir. İnsanın Allah'a layık bir kul olması için ruhunun taleplerine kulak vermesi gerektiğini vurgular. Nefsin afetleriyle, şeytanın etkisi altında kalındığını, bunun da kişiyi Allah'tan uzaklaştırdığını söyler.
Kur'an'ın bir mutluluk daveti, reçetesi ve garantisi olduğunu söyler. Allah'ın insandan tek istediğinin, "Bana ulaşmayı dilemesi" olduğunu, bunun birçok ayette (Şura 13, Rad 27, Ankebut 5 vb.) geçtiğini belirtir. Bu dileğin kalben yapılması gerektiğini vurgular. Bu dilek sahibi olunduğunda, Allah'ın Rahim esmasıyla tecelli edeceğini, şeytanın etkisini %51 oranında kıracağını, günahları örteceğini ve kişiyi bir mürşid-i kâmil (Allah dostu, rehber) ile buluşturacağını anlatır.
Sahabelerin, peygamberlere tabi olan havarilerin ve rabbanilerin hep bu yolu izlediğini, yedi mertebeyi (nefs-i emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, marziye, safiye/kâmile) aşarak kemale ulaştıklarını söyler. Bu yolun ilk adımının zikir olduğunu vurgular. Zikrin, nefsin afetlerini temizleyen, ruhu Allah'a yaklaştıran bir ilaç olduğunu belirtir. Cehri, hafi ve kalbi zikirden bahseder. Daimi zikre ulaşmanın (günde 13-18 saat Allah'ı anmak) nefsi tasfiye ettiğini ifade eder.
Aile içi sorunların çözümü için üç davranış biçimini önerir:
1. Kısas: Hakkını almak (şeriat mertebesi).
2. Af: Bağışlamak (tarikat mertebesi). Affı "barışın zekatı" olarak niteler.
3. Kötülüğe İyilikle Mukabele: (Hakikat mertebesi). Bu en üst mertebedir ve Kur'an'da (Fussilet 34) emredilir. Bu davranışın düşmanı candan dost yapacağını söyler.
Teknolojik çağda bencilliğin arttığını, "benim sözüm geçecek" anlayışının şiddeti beslediğini ifade eder. Sorunların çözümünün Allah'ta olduğunu, O'na kalben yönelmenin, zikirle O'na bağlanmanın ve bir mürşid rehberliğinde nefsi terbiye etmenin gerçek huzura kavuşturacağını anlatır. Konuşmasını katılımcılara Allah'a ulaşmayı kalben dilemeleri tavsiyesi ve dualarla bitirir.
5. Soru-Cevap Bölümü Özeti
• Neslihan Odabaşı'ya: "Evlilikte sürekli mutluluk mümkün mü?" sorusuna, çıkışların ve inişlerin doğal olduğunu, önemli olanın sorun çözme becerisi ve duygu okuryazarlığı olduğunu söyler. Hiç tartışmanın olmamasının da bir sorun işareti olabileceğini belirtir.
• Bekir Büyükkurt'a: "Kur'an'ı neden sadece okuyoruz?" sorusuna, hocanın (Boran) çok güzel açıkladığını, aslolanın okumak değil yaşamak ve kalbi Allah'a ulaştırmak olduğunu ifade eder.
• Zeynep Odabaşı'ya: "Terapi psikolojik sorunları tamamen çözebilir mi?" sorusuna, tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade etkisini azaltmayı, bakış açısını ve baş etme becerilerini değiştirmeyi hedeflediklerini söyler.
• Dr. Abdulcabbar Boran'a: "Aile fertlerine düşen görevler nedir?" sorusuna, Osmanlı'daki "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" anlayışını hatırlatır. Aile reisinin önce Allah'a ulaşmayı dilemesi, tövbe etmesi ve zikre başlaması gerektiğini, bu yolla ailenin huzura kavuşacağını belirtir.
• Zeynep Odabaşı'ya: "Öfke kontrolü neden kalıcı olmuyor?" sorusuna, bunun model alınarak öğrenilmiş bir davranış olduğunu ve değişim için farkındalık ve profesyonel destek gerektiğini söyler. İlk 10 saniyeyi kontrol etmenin önemine değinir.
• Dr. Abdulcabbar Boran'a: "Kötü alışkanlıklardan kurtulmak mümkün mü?" sorusuna, nefs tezkiyesi ve daimi zikirle bunun mümkün olduğunu, Allah'ın yardımıyla şeytanın etkisinin kırılabileceğini anlatır.
• Dr. Abdulcabbar Boran'a (Birleştirilmiş Soru): "Ailede özür dileme, affetme ve başkasından yana olmanın önemi nedir?" sorusuna, üç mertebeden (kısas, af, kötülüğe iyilikle karşılık verme) bahseder. Affın barışın zekatı olduğunu, kötülüğe iyilikle karşılık vermenin ise en üst mertebe olduğunu ve düşmanı dost yapacağını tekrarlar.