Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Fatiha salavat. Esselamüneleyküm ve rahmetullahi ve berekatü.
Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim. Şiddet ve kötülüklerden kurtularak mutlu insanlar, mutlu aile ve mutlu bireyler oluşturmak babında düzenlenen bu panele hoş geldiniz. Allah hepinizden razı olsun. Paneli düzenleyen dernek ve federasyonlarımıza ve emeği geçen tüm kardeşlerime, ayrıca benden önce kıymetli konuşmalar yapan Ayten Semerci Hanımefendi ve Dr. Ersin Memişay kardeşimize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Ben, insanlık tarihi kadar eski bir mutluluk hazinesini, Allah'ın tüm peygamberlere ve kutsal kitaplara yerleştirdiği mutluluk reçetesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Mutluluğun anahtarı sevgidir. Ancak huzursuzluğumuzun ve mutsuzluğumuzun asıl sebebini anlamak istiyorsak, önce yaratılışımızı, Rabbimizin bizi kutsal kitaplarda nasıl tarif ettiğini bilmeliyiz. Bunun için en son ve değişmez şeriat kitabımız, Mucize-i Baki olan Kur'an-ı Kerim'e bakmamız yeterlidir. Bir Allah dostunun ifadesiyle, Kur'an gibi bir mucize-i baki varken başka kaynak aramak zahmet gerektirir.
İnsanlık tarihi boyunca karşılaşılan tüm kötülüklerin, aşılamayan engellerin çözümü kutsal kitaplarda yer alıyor. Şimdi size bir mukayese sunuyorum: Milyarlarca senedir yaratılan ve kusursuz bir denge içinde işleyen kâinatın sonsuz kudret sahibi bir Rabbi var. Hiçbir gün bir dengesizlik görebiliyor muyuz? Fakat ailesini idare edemeyen, sürekli şikâyet eden, eşinden, komşusundan, evladından şikâyetçi insanlar var. O zaman size soruyorum: Kâinatı sonsuz bir dengeyle idare eden Allah'a mı teslim olmak istersiniz, yoksa kendini idare edemeyen bir insana mı?
Hz. İbrahim ile Nemrut'un kıssasını hatırlayalım. Nemrut, "Ben de öldürür ve diriltirim" iddiasında bulundu. Hz. İbrahim ise, "Benim Rabbim güneşi doğudan doğdurur, batıdan batırır. Sen yapabilir misin?" diyerek hakikati gösterdi. Bizler cüzi irade sahibi varlıklarız. Ancak insanoğlu sadece fizik bedenden ibaret değildir. Şems Suresi'nin 7. ayetinde buyrulduğu üzere, Allah insanı bir nefs ile dizayn etmiştir. İşte hayatımızdaki her türlü kötülüğün, şiddetin membaı ve odağı olan bu nefsimizde, Allah'ın ayetlerle bize beyan ettiği 19 tane hastalık vardır: Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, dedikodu, zan, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, mürailik, fitne fesat.
Kötülüğün öğreticisi olan şeytan, bu 19 hastalığa %100 tesir eder. Nûr Suresi'nin 21. ayetinde Rabbimiz bizi uyarıyor: "Şeytanın adımlarına tabi olmayın." Hayatımıza kötülüğü öğreten, bizi esir alan biz değiliz; dış düşmanımız şeytandır. Ona tabi olursak, onun gibi oluruz. Şeytanın tek hedefi, Allah'ın huzurundan kovulduğu gibi, insanları ve cinleri de saptırarak kendisiyle beraber sonsuz cehenneme mahkûm etmektir.
Fakat sevgili kardeşlerim, eğer yaratılışımızı bilir ve Allah'ın reçetesini hayatımıza tatbik edersek, kurtuluşa ereriz. Nasıl ki yeni bir televizyon aldığımızda, onu en iyi şekilde kullanmak için kılavuz kitabına bakarız, bizi yaratan Rabbimiz de bizi boşuna yaratmamış, hayat kitabımız olan kutsal kitapları ve onu açıklayacak üstatları göndermiştir. Bu kitaplar, mutsuzluktan ve huzursuzluktan kurtulup ebedi mutluluğa nasıl ulaşacağımızın reçetesini ayet ayet bize vermektedir.
Eğer kişi sadece fizik bedeni, nefsi ve şeytanın %100 etkisi altında bir hayat yaşıyorsa, devamlı etrafıyla kavga halindedir. O zaman şu sorunun cevabını verelim: İnsanlar neden mutsuz ve huzursuz? Çünkü iç dünyalarında, nefs ile ruh arasında bir kavga vardır. Ruh, Allah'ın bizdeki emanetidir. Nefs ise şeytanın vücuda giriş kapısıdır. Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V.) buyuruyor ki, cennet nefsin sevmediği şeylerle, cehennem ise nefsin sevdiği şeylerle çevrilidir. Öyleyse dikkat etmemiz gereken, nefsimizdir. Ruhumuz ise zaten Allah'ın emrindendir.
Secde Suresi'nin 9. ayetinde Allahu Teala, "Sonra ona ruhumuzdan üfürdük" buyuruyor. Ruh, Allah'ın bizdeki temsilcisidir ve 19 tane fazilet (haslet) ile mücehhezdir: Sevgi, iman, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik, sükûnet, itaat, sabır, tevazu, kanaat, şükür, ketumiyet, hakikat, faziletler, vefa, ihlas ve tevhit. Dünyaya gelen tüm insanların peşinden koştuğu güzel ahlakın hepsi ruhumuzda mevcuttur. Hayatımızda istemediğimiz tüm çirkinliklerin, kötü alışkanlıkların, kavga ve stresin kaynağı ise nefsimizdir.
Peki, bu nefsimizi nasıl terbiye edebiliriz? Allah Teala, bunun reçetesini tüm peygamberler vasıtasıyla vermiştir. Son Nebi, Nebiler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.)'in görevlerinden biri, Bakara 151'de belirtildiği üzere, bize Allah'ın ayetlerini tilavet etmek, yani okumak ve açıklamaktır. Ayet, Allah'ın sözüdür; hulf yoktur, alternatifi yoktur. Ayetlerin okunmasındaki maksat, Allah'a kul ve dost olmak, yani mutlu olmaktır.
Allahu Teala, Âdem Aleyhisselam'ın tüm zürriyetini mutluluk hedefiyle yaratmıştır. Ancak bize cüzi irade vermiş, tercihi bize bırakmıştır. Tercihimizi ya şeytan istikametinde, kötülüğü öğrenmek yönünde kullanırız, ya da Rabbimizin mutluluk hedefi istikametinde kullanırız. Mutlu olmak mı zor, mutsuz olmak mı? Çoğunuz "mutlu olmak zor" diyebilirsiniz, halbuki değil. Kur'an-ı Kerim'de Rabbimizin beyanıyla mutlu olmak en kolay şeydir. Çünkü mutluluğumuzun arkasında yardımcımız Allah vardır. İnsanla Allah arasındaki ilk köprü dua köprüsüdür. Sıkıntımız varsa, "Ya Rabbi, ben senden bunu diliyorum" demeliyiz. Bizi işiten, bilen, gören, kalbimizi denetleyen daima O'dur. O zaman Allah'ın bizi yarattığı makamda kendimizi idrak etmeye çalışmalıyız. Herkes bir şey söyleyebilir, ama asıl sorulması gereken: "Acaba Allah ne der?" İşte her zaman bu soruyu kendimize sormamız lazım.
Toplumların ve insanlığın yaşadığı problem, Allah'tan uzaklaşmanın bedelidir. Bunun olmaması için Rabbimizin reçetesine kulak vermemiz lazım. Bütün kutsal kitaplar insanlar için bir mutluluk davetiyesi, bir mutluluk reçetesi ve bir mutluluk garantisidir. Bu garantiyi veren insanın kendisi değil, Allah'tır ve O sözünü daima yerine getirmiştir.
Resulullah (S.A.V.)'in tebliğe başladığı dönemde Suudi Arabistan yarımadasındaki bedevilerin durumuna bakalım: Kız çocukları diri diri gömülüyor, kan davaları, faiz, her türlü kötülük hâkimdi. Ancak bir hidayet güneşi olarak Allah Resulü, Allah'tan indirilen Kur'an-ı Kerim ile onları ele aldı ve 23 sene gibi kısa bir sürede onları kemalata ulaştırdı. Bugün dünyadaki binlerce üniversiteden mezun olunsa, bir Hz. Ebubekir, bir Hz. Ömer yetiştirilemez. Acaba bu insanlar nasıl yetişti? Reçete çok kolay ve basittir: Sadece bir dilek.
Allah Teala, Kur'an-ı Kerim'de 6 tane alem yaratmıştır: Zahiri alem (fizik bedenin alemi), karşıt zahiri alem (nefsin alemi), gayb alemi (cinlerin alemi), karşıt gayb alemi (cinlerin berzah alemi), emr alemi (meleklerin alemi) ve karşıt emr alemi (şeytanların alemi). İnsan, bu kadar aleme hitap eden bir varlık değildir; insan, bir kâinatın özeti, makro alemin bir fihristidir. O halde, kâinata göre bir reçeteyi hayatımıza tatbik etmemiz gerekir ki mutluluğa ve huzura ulaşalım. İşte o reçeteyi Allah'ın peygamberleri vermiş, onların izini takip eden Allah'ın velileri olmuştur.
Her dönemde iki yolla insan Allah'a teslim olur: Kutbu Nübüvvet ve Kutbu Velayet. Nübüvvetin son temsilcisi Nebiler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.)'dir. Ondan sonra nebi gelmeyecek, ancak sahabe soruyor: "Ya Resulullah, biz dinimizi senden öğrendik. Bizden sonra gelenler kimden öğrenecek?" Peygamberimiz cevap veriyor: "Benim sahabem gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tabi olursanız hidayete erersiniz."
Öyleyse iki kutup vardır: Birisi negatif kutup, diğeri pozitif kutup. Fizik bedeniniz bir mıknatıs gibi, bir kutbuyla ruhunuzu, diğer kutbuyla nefsinizi kendisine çeker. İkisinin arasında, afetler ve hasletler itibariyle içinizde devamlı diyalektik bir kavga vardır. İki ses, dediklerinden asla vazgeçmezler. Negatif sesin sahibi iblis, pozitif sesin sahibi ise Allah'ın zatından bize üfürülen ruhumuz, Allah'ın bir emanetidir. Bu içimizdeki diyalektik kavga dışarıya yansırsa, eşimizle, oğlumuzla, komşumuzla kavga ederiz.
Huzurlu ve mutlu yaşamak istiyorsak, önce iç dünyamızda nefs ile ruhun barışını gerçekleştirmemiz, sonra dış dünyamızda başka insanlarla olan kavgayı sona erdirmemiz ve Allah'la olan ilişkilerimizde O'nun emirlerine itaat edip yasaklardan sakınmamız lazımdır.
Başlangıçta, şeytanın nefsimizin afetlerine %100 tesir etmesi hasebiyle iç dünyamızda kavga vardır. Dış dünyamızda sosyal ilişkiler sebebiyle insanlarla kavgamız vardır. Ve Allah'la olan ilişkilerimizde, O'nun emirlerine isyan eder, yasakları işleriz. Fakat reçeteyi incelediğimizde, Sümer tabletlerinden bugüne, değişmez olan reçete aynıdır, çünkü muhatap aynı insandır. Sadece dış dekorasyon, yani zamanın şartları değişir. İnsan aynı insandır; üç vücut (fizik, nefs, ruh), serbest irade ve akıl sahibi olan insan. Muhatap aynı olduğu için, bu reçeteyi tatbik ettiğimizde mutlaka hedefimize ulaşacağız.
Allah katında insanoğlu için en kıymetli şey zamandır. Bizler için en kıymetli zaman ise Ramazan ayıdır. Çünkü bu ayda Kur'an indirilmiş ve içinde bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi bulunmaktadır. O halde mutlu olmak istiyor musunuz? Allah katında zaman ne kadar kıymetliyse, her şeyin çözümü Allah'taysa, bütün sorunlarımızın çözüm yeri de Allah'tır ve Kur'an'dır.
Bakara Suresi'nin 185. ayetinde, "Ramazan ayında Kur'an indirildi. Kur'an furkandır, hidayettir. Allah sizin için kolaylık diler, güçlük dilemez" buyrulur. Allah Resulü de "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz" buyurmuştur. Şimdi soruyorum: Salondaki kardeşlerim, mutlu olmak istiyor musunuz? Cevabınız kalpten mi? Kalpten Allah'a ulaşmayı dileyeceksiniz.
Üç tane vücudumuz var: Nefsimizi kullanan şeytan, ruhu besleyen ise Allahu Teala. Serbest irade ve aklın sahibi olarak biz, bu ikisi arasında bir seçim yapmak durumundayız. Şeytanın nefsimizin afetlerine %100 tesiri vardır. Fakat sevgili kardeşlerim, şeytanın bir gücü yoktur. Şeytan sadece aldatır, zerre kadar kuvveti yoktur. İbrahim Suresi'nin 22. ayetinde iblis bizzat itiraf eder: "Allah size ne söylediyse doğruydu. Ben de size ne söylediysem hep yalan söyledim. Fakat benim sizin üzerinizde bir gücüm yok. Ben sadece sizi davet ettim, siz de benim davetime icabet ettiniz. Beni kınamayın, kendi nefsinizi kınayın."
O zaman problemin çözümü çok kolaydır. Hayatımızdaki sıkıntıların, kötü alışkanlıkların, madde bağımlılığının kaynağı nefsimizdir. Allah bizden nefsimizi tezkiye ve tasfiye etmemizi ister. Nasıl ki devlet memurlarına tezkiye raporu veriliyorsa, Rabbimiz de bu dünya hayatında akil ve baliğ olduğumuz andan itibaren üzerimize vazifeli dört melek göndermiştir. Ben buna Allah'ın kolluk kuvvetleri diyorum. Ne yaparsanız yapın, hem düşünceniz hem de amelleriniz kayıt altındadır. Enam Suresi'nin 132. ayetinde, hayatımızın her saniyesinde Allah'ın bize not verdiği, derecelendirdiği bildirilir. Hadid Suresi'nin 25. ayetinde ise Allah'ın kitabı ve mizanı indirdiği belirtilir. Mizan, dünyada yaptığımız her şeyin derece karşılığını gösteren bir ölçüdür.
İyilik yapmak gerçekten şifa verici bir terapidir, çünkü Allah'ın emridir. Ancak bundan daha önemlisi, şeytanla olan bağımızı koparmaktır. Bir veliye "Sen neyle meşgulsün?" diye sormuşlar. O mübarek insan, "Biz çözer, biz bağlarız" demiş. Yani, insanların şeytanla olan bağını çözer, Allah ile olan bağlarını bağlarız. Çünkü bize kötülüğü öğreten şeytan, bize iyiliği öğreten de Allah'tır. Allah'ın bizdeki temsilcisi ruhumuz, şeytanın bizdeki temsilcisi ise nefsimizdir. Öyleyse önce içimizdeki bu diyalektik kavgayı öğrenmeliyiz. Sonra, şeytanla olan bağımızı koparmalı ve Allah'a sığınmalıyız. Dikkat edin, Kur'an-ı Kerim 114 sureden oluşur ve her surenin başında "Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim" deriz. Komşumuzdan, eşimizden, amirimizden değil, öncelikle şeytandan Allah'a sığınırız. İşte mutluluk formülü budur.
Mutsuz olan insana sormaz mıyız: "Allah'ın gönderdiği mektupta acaba sana neler söylemiş, hangi mesajları göndermiş? Hiç mi merak etmiyorsun?" Mutlu olmak o kadar basit ve kolay ki, tek bir dilek yeterlidir: Başta şeytanla olan bağınızı çözeceksiniz. "Euzü billahi mineşşeytanirracim" diyeceksiniz. Çünkü insanların düşmanı insanlar değil, dış düşmanı şeytandır. Hz. Ali'nin çok güzel bir ifadesi vardır: "Derdin var sende ey insanoğlu, onu bilmiyorsun. Dermanın var sen de ey insanoğlu, onu görmüyorsun. Bütün kâinat senin içine yerleştirilmiş. Sen kendini küçük bir şey zannediyorsun."
Hepiniz kâinatın bir fihristisiniz. İnsan olarak yaratıldınız, Allah'ın yeryüzündeki halifesisiniz. Bütün mahlukatın fevkindesiniz. Çünkü Kur'an'a baktığınızda, Allah meleklere ve cinlere Adem'e secde etmelerini emretmiştir. Secde sadece Allah'a yapılır, fakat Allah'ın emriyle Allah'ın secde etmesine layık gördüğü varlık insandır. Öyleyse, Allah'ın bizi ne kadar sevdiğini bir bilseniz, şu anda hepiniz cenneti yaşardınız. Çünkü mutlu olmak için her şey bize verilmiştir.
Allah'ın reçetesi şudur: Düşmanlarınızı sevin. Size nefret edenlere iyilik yapın. Size lanet edenlere iyilik dileyin. Size hakaret edenlere dua edin. Size tokat atana öbür yanağınızı çevirin. "Ben enayi miyim?" diyeceksiniz değil mi? İşte mutluluk bunun arkasında gizlidir. Bunu yapabilirseniz, Yunus'un ifadesiyle, "Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek, derviş gönülsüz gerek" hakikatine erişirsiniz. Önemli olan, tarlaya ne ektiğimizdir. İyilik ekersek iyilik, kötülük ekersek kötülük biçeriz. O halde yaşadığımız bütün sıkıntıların arkasında kendi ellerimizin ürünü vardır.
O zaman gelin, bugünden itibaren iyilik ekmeye hazır mısınız? Tek bir dilek, kalpten Allah'a ulaşmayı dilemeye hazır mısınız? Kalpten ise, bunun bir sağlaması vardır. Allah'ın Kur'an'da vaaz ettiği hakikat şudur: Kalpten ulaşmayı dileyenlere Allah Teala, mutlaka Rahim esmasıyla tecelli eder. Rahim esmasıyla tecelli etmesi ne ifade eder? Doktor kardeşimin de ifade ettiği gibi, 500 yıl ibadet eden bir kişi ile 100 kişiyi öldüren bir kişinin kıssasını hatırlayalım. 500 yıl ibadet eden kişi kendi ameline güvenip Allah'ın rahmetine sığınmadığı için cehenneme, 100 kişiyi öldüren ama tövbe edip Allah'ın rahmetine sığınan kişi ise cennete girmiştir. Önemli olan, Allah'ın kanunlarını hayatımıza tatbik etmemizdir. Kendi zanlarımızla dini yaşarsak, ebediyen mutlu olamayız.
Hazır mısınız mutlu olmaya? Kalpten ulaşmayı diliyor musunuz? Dilerseniz, bunun sağlaması, peşinden mutluluğu size garanti eden Rabbinizin ismini tekrar etmenizdir. İnsan en çok sevdiğinin ismini tekrar eder. Öyleyse, Rabbimizle aramızdaki bağ sevgi üzerine kurulmuştur. Allah'tan hoşlanırız, Allah'ı severiz, Allah'a aşık oluruz. Yunus'lar, Mevlana'lar, Hacı Bektaş Veli'ler, Şeyh Edibali'ler, yüzlerce evliya ve sahabeler hep sevgiyi ön planda tutmuştur. Sevgi, mutluluğun anahtarıdır. Resulullah (S.A.V.) buyuruyor: "Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları, kardeş olun."
Bir Amerikalı rahip diyor ki: "Biz balıklar gibi yüzmeyi, kuşlar gibi uçmayı öğrendik ama kardeş olmayı öğrenemedik." Eğer siz de kardeş olmak istiyorsanız, hocam ne yapmam lazım diyeceksiniz. Sadece kalpten Allah'a ulaşmayı dileyeceksiniz. Kalpten ulaşmayı dilemek, Allah'ın rahmetini kalbinize taşır. O zaman, kalpten ulaşmayı diliyor musunuz? "Allah" deyin bakalım. İşte sevgili kardeşlerim, bu "Allah" demek, kâinatın şifresidir. Nasıl bilgisayara şifre girmeden giremiyorsanız, mutluluk internetine bağlanmak için de "Allah" demeniz lazım.
Her şey atomlardan oluşmuştur. En küçük atom olan hidrojen atomunun çekirdeğindeki proton ve yörüngesindeki elektron sürekli hareket halindedir. Fizikçiler, bu hareketi sağlayan kuvvetin kaynağını araştırmış, bulamamışlardır. Cevabı Kur'an-ı Kerim'de, İsra Suresi'nin 44. ayetinde buluyoruz: "Yedi kat gökler ve yer ve onlarda bulunan herkes Allah'ı tesbih eder." Tesbih, gayri iradi varlıkların Allah'ın ismini tekrar etmesidir. Zikir ise, iradi olarak Allah'ın isminin tekrarıdır. Bütün varlıklar canlı-cansız Allah'ı tesbih eder. Kâinat, enerjiyle yaratılmış, tek noktadan başlayan bir yaratılış zinciridir. Allah enerjiyi maddeye dönüştürmüş ve 6 alem yaratmıştır. Sizler bu alemlerden üçünü kendinizde barındırıyorsunuz: Emr alemi (ruhunuzun alemi), karşıt zahiri alem (nefsinizin alemi) ve zahiri alem (fizik bedeninizin alemi).
O halde, gerçekten Allah'ın size verdiği değeri bilerek huzurlu ve mutlu yaşamak istiyor musunuz? İşte, Rabbinizin davetini kabul etmeniz lazım. Bakara 186'da Allah Teala buyuruyor: "Kullarım sana benden sorarlarsa, ben şüphesiz onlara yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. O halde onlar da benim davetime icabet etsinler." Siz de Allah'ın davetine icabet etmek istiyor musunuz?
Kur'an-ı Kerim'deki araştırmalarımızda, tam 73 ayet-i kerimede, 19 fiil ile insan ruhunun dünya hayatında Allah'a ulaşması açıklanmaktadır. Özellikle bu ayetleri paylaşıyoruz. Bu 73 ayet-i kerimenin içinde 12 tane farz ayet-i kerimesi vardır. En basitinden, Zariyat Suresi'nin 50. ayetinde Allah Teala, "Fe firrû ilâllâh " yani "Allah'a firar edin, Allah'a kaçın" buyurur. Firar nereden olur? Hapishaneden. Öyleyse bu dünya, mutluluğu yaşayacağımız bir yer değil, içinden kurtulmamız gereken bir hapishanedir. Neyimiz kurtulacak? Rabbimizin emaneti olan ruhumuz. Ruhumuz, sırat-ı müstakim üzerinden sahibi olan Allah'a ulaşacaktır. Halk arasında, "Haydan geldik, huya gidiyoruz" deriz. O'ndan gelen ruhumuz bir emanettir ve Rabbimiz bu emaneti geri istiyor. 12 ayette bunu bize farz kılıyor. Sizin bu emaneti sahibine teslim etmeniz için Allah'ın sizden istediği tek bir dilek vardır, sevgili kardeşlerim. Tek bir dilek, ama bu dileğin kalpten olması lazım. Gerisini, sizi çok seven Rabbiniz yapacaktır.
Zumer Suresi'nin 54. ayetinde Rabbimiz buyuruyor: "Rabbinize dönün ve O'na teslim olun." Neyimiz var ki teslim edelim? Rabbimiz diyor ki: "Ben sana ruh üfürdüm, onu bana teslim edeceksin. Ben sana fizik beden verdim, onu bana teslim edeceksin. Ben sana nefs verdim, onu bana teslim edeceksin. Ben sana irade verdim, onu bana teslim edeceksin." Teslim olduğumuz zaman, başkaları ne elimizden ne dilimizden artık asla kötülük görmeyecek. İşte Resulullah'ın tarif ettiği Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Mutlu birey dediğimiz kişi, eliyle ve diliyle başkasına zarar vermeyen kişidir. İşte mutlu insan budur.
İnsanla Allah arasında 28 basamak İslam merdiveni vardır. Birinci ve ikinci basamakta olanların gideceği yer cehennemdir. Çünkü onlar ya Allah'ı Rab olarak kabul etmeyenlerdir, ya da kabul edip de kuru kuruya ibadetle kurtulacaklarını zannedenlerdir. Fakat size söylediğim gibi, ilk etapta Rabbiniz kalbinize bakar. Kalbinizde Allah'a ulaşma dileği varsa, Rahim esmasıyla tecelli eder ve peş peşe Allah'a açılan kapalı sistemleri açar.
Kur'an'ı okursanız göreceksiniz ki, fıtratımızın başlangıcında şeytanın kapıları tamamen açık, Allah'ın kapıları tamamen kapalıdır. Ancak ulaşmak istediğimiz kemalatta, Allah'ın bütün kapıları açık, şeytanın bütün kapıları kapalı olacaktır. Hedefimiz, hayatımızda şeytanın kapılarını tek tek kapatmaktır. Kapattık mı? Ulaşmayı diledik mi? O zaman, bu kapatmanın hediyesi olarak Allah Teala size 7 furkan verir. Bakara 185'te Kur'an'ın bir furkan olduğu belirtilir. Furkan, hakkı batıldan ayıran ölçüdür. Rabbiniz, kapalı olan gözünüzü, kulağınızı, kalbinizi açar ve yedi furkanla sizi birinci kat cennetine alır. 100 kişinin katili olan bir insan, hiçbir cennetlik ameli olmamasına rağmen, kalpten ulaşmayı dilediği için birinci kat cennete girmiştir. Allah Resulü buyuruyor: "Ümmetimin velileri, kendi amelleriyle değil, Allah'ın rahmetiyle cennete girerler." Siz de hiçbir cennetlik amel olmadan Allah'ın rahmetine sığınıyor musunuz? Allah'ın rahmetiyle cennete gitmek istiyor musunuz? Kalpten ulaşmayı diliyor musunuz? Herkes şu anda kendi kalbini kontrol etsin. İçinizden "Allah" isminin tekrarı geçiyorsa, "Ben Rabbimi çok seviyorum" diyorsanız, gerçekten kalpten dilediniz demektir. Yok, "Bir deneyeyim bakalım ne olacak" diyorsanız, kalbiniz açılmamıştır. Zikri yapmak istemezsiniz, namaz size zor gelir, oruç dayanılmaz bir açlık gibi gelir.
Kalpten ulaşmayı dileyin ve Zumer 54'e göre Allah yardımını size göndersin. Göreceksiniz ki, bütün vacip emirleri Allah size sevdirir. Rad Suresi 27 ve Şura Suresi 13'e göre, Allah, "Bana ulaşmayı dileyenin ruhunu ben kendime ulaştıracağım" buyurur. O zaman sizi bir kalp doktoruna gönderecektir.
Hepimiz doğuştan hastayız. Yunus Suresi'nin 57. ayetinde, "Ey insanlar!" diye hitap edilir. Hepimiz insanız; bayan da insandır, bay da insandır ve hepimiz aynı özelliklerle yaratılmışızdır. Bayanlarla baylar arasında zerre kadar fark yoktur, sadece özel hallerin dışında. Din açısından A'dan Z'ye kadar erkek neye sahipse, hanım da aynı haklara sahiptir. Tövbe Suresi'nin 71. ayetinde, "Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten men ederler, namazı ikame ederler, zekâtı verirler, Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir" buyrulur. Bu ayet gereğince bayla bayan arasında hiçbir fark görebildiniz mi? Bir ayet daha sunayım: Hucurat Suresi'nin 13. ayetinde, "Allah katında en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır" buyrulur. Üstünlük takvanızdadır. Yeter ki siz Allah'ın emrini yerine getirin.
Gerçekten İslam olan erkeklerle İslam olan kadınlar, mümin erkeklerle mümin kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, sadık erkeklerle sadık kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, huşu duyan erkeklerle huşu duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, iffetlerini koruyan erkeklerle iffetlerini koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkeklerle Allah'ı çok zikreden kadınlar... Aralarında fark var mı? Fark yok. Öyleyse, yıllardır cinsiyet kavgası yürütenlerin Kur'an'dan haberi yoktur. Bizim birbirimizle dövüşmeye vaktimiz yok. Bizim cihadımız, nefsimizledir, içimizdedir. Gerçekten bunu yapabilirsek, ki bu bir dilektir, anında Allah'ın yardımıyla hedefinize ulaştıracak ve sizi bir kalp doktoruna ulaştıracaktır.
Mevlana, peygamberler için "Bütün peygamberler nefs hastalıklarının doktorlarıdır" der. Doktor Ersin Memiş kardeşimiz fizik beden üzerinde ihtisas sahibidir. Fakat bu fizik bedenin içinde bir başka vücudumuz daha var: Hasta olan nefsimiz. 19 tane hastalıkla malul olan nefsimiz. 14 asır evvel, sahabe cahiliye dönemini yaşarken, 23 senede bu noktaya geldiler mi? Evet. Hepsinin nefsini ıslah ettiler ve öyle bir yere ulaştılar ki can dostu oldular. Savaş meydanında, şehit olmak üzere olan bir sahabi, kendisine uzatılan suyu, ölmek üzere olan başka bir kardeşine vermiştir. O noktada bile, en üst seviyedeki şifreyi, yani "kardeşini kendinden önce düşünmeyi" kullanmış ve büyük bir mutluluk ve şehadetle ödüllendirilmiştir.
Tevrat'ta Hz. Musa'ya tabi olan havarilere kim örnek gösteriliyor? Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ve ona tabi olan sahabe. İncil'de de aynı şekilde. Bizler için örnek kimdir? Yine Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ve ona tabi olan sahabelerdir. Fetih Suresi'nin 29. ayeti ve Araf Suresi'nin 157. ayeti, Peygamberimiz ve sahabelerin Tevrat ve İncil'deki vasıflarını anlatır. Öyleyse, ümmet-i Muhammed olarak bizler, mutluluğu en üst seviyede hak eden bir topluluğuz, çünkü önümüzde çok güzel bir örneğimiz var: Mucize-i Baki Kur'an'ı bize miras bırakan Rabbimiz ve O'nun Rasulü. Ona uyarsak, onun izini takip edersek, hedefe çok kısa sürede ulaşırız. O sebeple diyoruz ki: Ümmet-i Muhammed mutlaka bir kere daha Asr-ı Saadet'i yaşayacaktır. Bunun yolu, Kur'an öğretisiyle, fakat insanların uydurduğu bid'atlerden arınmış, saf bir şekilde Kur'an'ı hayatımıza, kalbimize, zihnimize yerleştirmekle olacaktır.
Bizim bir düsturumuz var kardeşlerimiz arasında. Karşılaştığımızda birbirimize "Seni çok seviyoruz, hem de kalbimden" deriz. Sahabe, Asr Suresi'ni okuyarak birbirleriyle karşılaşırdı. Asr Suresi, Kur'an'ın ruhudur. Kur'an'ın ruhunu yaşamak istiyorsak, mutlaka sevgiyi öğrenmemiz lazım. Çünkü Rabbimiz her şeyi sevgiyle yaratmış, sevgiyle yaşatıyor. Bizim de sevgiyi yaşamamız ve başkalarına öğretmemiz lazım. O zaman seviyor musunuz? Dilden mi, kalpten mi? Sevgi, bütün kapıları açan anahtardır. Her türlü sıkıntınız, sevgiyle aşılabilir. Yeter ki sevginin kaynağının Allah olduğunu bilelim.
İncil'deki bir ayeti kerimeyi hiç unutmayın: Yuhanna 4:20'de, "Ben Allah'ı seviyorum deyip de gördüğü kardeşini sevmeyen yalancıdır" denir. Gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Allah'ı nasıl sevdiğini iddia edebilir? Öyleyse sevginin kaynağı Rabbimizdir ve O, bizlerin birbirimizi sevmemizi istiyor. Sevgiye giden yol, mutlaka "Allah'a ulaşmayı dilemekten" geçer. Ulaşmayı dileyen kişi, Allah'tan hoşlanan, Allah'ı seven kişidir. Ali İmran Suresi'nin 31. ayetinde, "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin" buyrulur. Allah'ın sizi sevmesini istiyor musunuz? O zaman mutlaka kalp doktorunuza tabi olacaksınız.
"Ben onu nereden bulacağım?" mı diyorsunuz? Çok basit, çok kolay. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Cebrail kardeşim bana iki çeşit namaz öğretti: İstiare namazı ve hacet namazı." Bilinmeyeni Allah'tan öğrenmek istiyorsanız, istiare namazıyla; bir dileğiniz varsa, mesela kalp doktorunuza ulaşmak istiyorsanız, hacet namazıyla bunu Allah'tan isteyeceksiniz. Peygamber Efendimiz, üç çeşit rüyadan bahseder: Şeytanın korkutması (kabus), nefsin hevası (dünyevi işler) ve Allah'ın müjdesi olan rüya (mübeşşirat). Eğer siz de rabbinizden müjdeli bir rüya alırsanız ve gördüğünüz zata tabi olursanız, tabiiyetinizle birlikte ruhunuz sizden ayrılır ve yedi kademede "seyr-i süluk" yaşarsınız.
Allah'a giden yolculuk zikirle aşılır. "Allah" deyin bakalım. Diyelim ki ruhunuzun birinci gök katına ulaşmasını istiyorsunuz. Allah sizden ne istiyor? Günde 15.000 zikir. Zikri yapan fizik vücuttur, ama Allah'ın katından kalbinize ulaşan, kalbinizdeki karanlıkları çıkaran faziletlerdir. 17.000 zikirle faziletler %7 artar, ruh ikinci kat gök katına yükselir. 19.000 zikirle üçüncü gök katına, 21.000 zikirle dördüncü gök katına ulaşılır ve nefsin manevi kalbindeki nur miktarı %28'e, yani "mutmainne" seviyesine ulaşır. Mutmain olmak, bir daha şeytanın mutluluğunuza zarar veremeyeceği, Allah'tan ve Allah'ın verdiğinden razı olma halidir. 23.000 zikirle "nefs-i radiye" (Allah'tan razı olma), 25.000 zikirle "nefs-i mardiyye" (Allah'ın razı olduğu nefs) makamlarına erişilir. Her gün namaza "Niyet ettim Allah rızası için" diye başlarız. Allah rızası bedava bir şey değildir; bir dilek, bir üstada tabi olmak ve ait olduğu seviyede zikri yapmakla kazanılır.
Ümmetimin velileri, birinci kat cennete Allah'ın rahmetiyle, ikinci kata nefs tezkiyesiyle, üçüncü kata kalp temizliğiyle girerler. Sizin hayatınızı zehir eden, eşiniz, komşunuz değil, içinizdeki nefsinizdir. O zaman siz, onunla görevlisiniz; nefsinizin kalbini temizlemekle vazifelisiniz. Zor mu, kolay mı? Çok kolay. Ulaşmayı dileyeceksiniz, tövbenizi gerçekleştireceksiniz ve zikre başlayacaksiniz. 15.000, 17.000, 19.000, 21.000, 23.000, 25.000 ve nihayet 33.000 zikre kadar olan sayılarla ruhunuz sizden ayrılır, yedi gök katını aşar, yedi alemi geçer ve yoklukta Allah'ın zatına ulaşır. Ve siz ne olursunuz biliyor musunuz? Ermiş, evliya olursunuz. Allah dostu (veli) olursunuz.
Allah dostu olmanız size ne sağlar? Hayatınızdan kavgayı çıkarır. İş dünyasındaki, başka insanlarla olan, Allah'la olan tüm kavgalar biter. Çünkü nefsinizin manevi kalbi %100 karanlıkken herkes birbiriyle kavga ediyordu. Şimdi, iki insanı ele alalım. İkisinin de fizik bedeni, nefsi ve şeytanı var. Kavga edenler ruhlar değil, nefslerdir. Şeytanın gücünü sıfırlayın, o zaman insanlar aynada kiminle kavga ediyor? Kendileriyle. Hakikati bilmeyen insanlar, aynada gölgeleriyle kavga ediyorlar. Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor: "Af, barışın zekatıdır." Daima herkesle barışık olmak istiyor musunuz? O zaman bu dileğin sahibi olacaksınız.
Ermiş evliya olduktan, kalbiniz nurlandıktan sonra, başkalarının size yaptığı zulmü affedersiniz. Af, barışın zekatıdır. Aile içinde herkes babaya isyan ediyor olsun. Baba, ulaşmayı dilemiş, tövbesini yapmış ve Allah'ın dostu olmuşsa, onunla kavga edenlerle kavga olur mu? Eğer baba, Allah'ın verdiği af yeteneğini kullanıyorsa, kavga olmaz. Aynı şekilde, hanım evliya ise, "Allah beni eşimi ve çocuklarımı mutlu etmek için bu aileye getirdi" diyerek kendini onların mutluluğu için feda ettiği an, kavga biter. Hangi birey bu formülü hayatına tatbik ederse, mutlaka mutluluk yaşar. Bu garantiyi bize veren Allah'tır.
O zaman neye koşuyoruz sevgili kardeşlerim? Ali İmran Suresi'nin 133. ayetinde ve Hadid Suresi'nin 21. ayetinde bildirildiği üzere, "Rabbinizden olan mağfirete ve genişliği yerlerle gökler kadar olan cennete koşun." Allah'ın cennetinin kapıları herkese açıktır. "Benim kâinat kadar günahım var" diyebilirsiniz. Allah'ın affı, kâinatı kuşatmıştır. Siz ulaşmayı dileyin. O güne kadar işlediğiniz tüm günahlar, Allah tarafından sıfırlanır, hatta sevaba çevrilir. Enfal Suresi 29 ve Furkan Suresi 70. ayetler buna delildir. Hepimizin bagajında günahlar var, nefs sahibiyiz, hatalar işledik. Ama bunları temizlemek için müracaat edeceğimiz kapı, sahibimiz Allah'tır. "Rabbimiz, biz aciz, günahkâr kullarız. Sana sığındık, sana geldik. Dönüşümüz sanadır. Bizden affını, mağfiretini esirgeme" diye dua etmeliyiz.
Bugüne kadar kardeşlerimizden gelen sual ve şikayetleri bir slaytta topladık. 56 problem ve hepsine verdiğim tek cevap aynıdır: "Allah'a yönelsin. Ulaşmayı dilesin." İç sıkıntısı, daralma, musibetler... Çare: Ulaşmayı dilesin. Yetişkin çocuklarla iletişim kopukluğu, sorumsuzluk, yalnızlık... Çare: Ulaşmayı dilesin. Oğlu hapisten çıkmış, sinirli, panik halinde... Çare: Ulaşmayı dilesin. 14 yaşındaki oğlu hırsızlık yapıyor... Çare: Ulaşmayı dilesin. Bunları bu kadar emin konuşmamın arkasında, Allah'a olan güvenim vardır. Negatif bir insanı pozitife çevirebilecek tek güç, Allah'ın elindedir. O'ndan ümidinizi kesmeyin, O'na bağlanın.
Ne yazık ki çoğu insan hakikati bilmediği için, Mevlana'nın dediği gibi, "Akıl günde 100 kere tövbe eder, nefs de 500 kere tövbeyi bozar." Sigara, içki gibi alışkanlıklar için tövbe edilir, ancak bir süre sonra tekrar başlanır. Çare nedir? Çare, hayatımızdan tamamen iblisi ve nefsi çıkarmadıkça mutlu olmamız mümkün değildir. Çıkarmak zor mu, kolay mı? Çok kolay. Sadece Rabbinize müracaat edeceksiniz. "Ya Rabbi, Mevlana gibi, Yunus gibi, Hacı Bektaş Veli gibi olmak istiyorum. Ben de kalpten sana ulaşmayı diliyorum. Eğer bu dilek kalbimde yoksa, ya Rabbi sen kalbime indir. Benim ruhumu da kendine ulaştır, beni de hidayete erdir, beni de mutlu kullarının arasına kat" diye dua edeceksiniz.
İbret-i alem olsun diye 56 problemi slayt halinde sundum ki, aslında çözümlerin çok basit ve kolay olduğunu göresiniz: Bir dilek, kalp doktorunuza ulaşmak, ona tabi olmak ve zikre başlamak. Bunu yaparsanız, çok kısa süre içinde siz de bu dönemde Asr-ı Saadet'i yaşayan sahabelerden, sabikun-el evvelinden olursunuz.
Ben konuşmamı bu şekilde sonlandırıyorum. Affınıza sığınıyorum, kusurumuz varsa af diliyorum. Sizi çok ama çok seviyorum, hem de kalbimden. Hayatınızdan sevgiyi eksik etmeyin. Allah hepinizden razı olsun.
El-Fatiha. Esselamüneleyküm ve rahmetullahi ve berekatü.