1. Konuşmacı: Şeyda Polat (Psikolojik Danışman / Yeşilay Bursa Şube Başkanı)
Ben Şeyda Polat. Psikolojik danışmanım ve Bursa Yeşilay Şube Başkanıyım. Bugün Bursa’da bağımlılıklar adına neler yaptığımızı, hangi çalışmaları yürüttüğümüzü ve teknoloji bağımlılığı eğitimi gerçekleştireceğiz. Yeşilay, 5 Mart 1920’de Hilal-i Ahdar adıyla, Kurtuluş Savaşı sırasında Karaköy limanlarından bedava dağıtılan bağımlılık yapıcı maddelere karşı Dr. Mazhar Osman ve arkadaşları tarafından kuruldu. Bugün Sepetçiler Kasrı’nda genel merkezimiz var. Yeşilay, tütün, alkol, madde, kumar ve internet bağımlılığı ile mücadele eder. 120 şubemiz ve 97 ülke Yeşilay’ımız var. Bursa’da bir şubemiz, bir Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) ve Türkiye’deki üç rehabilitasyon merkezinden biri olan Yeşilay Rehabilitasyon Merkezi bulunuyor. 115 numaralı sabit hat ücretsiz profesyonel destek sunar. Rehabilitasyon merkezimiz, arınma sonrası nüksü düşürmeyi amaçlar. Ben şube başkanıyım; başkan yardımcım, gençlik komisyonumuz, kadın komisyonumuz ve spor kulübümüz var.
Bağımlılık, bir alışkanlık değil, kontrol kaybıdır. Bağımlılık olup olmadığını anlamak için kendimize şu soruları sorabiliriz: Durduramama var mı? Önceleme var mı? Kontrol kaybı var mı? Teknoloji bağımlılığında, kullanımın gerçek hayatımızı zenginleştirip kolaylaştırmasına bakmalıyız. Zenginleştiriyor ve kolaylaştırıyorsa sağlıklıdır; fakirleştiriyor ve zorlaştırıyorsa risklidir ve destek alınmalıdır.
Çocuklarda teknoloji bağımlılığı ile mücadelede ilk bakmamız gereken, annenin babanın kullanımıdır. Çocuk, ebeveynden gördüğünü yapar; dinlediğini değil. Bu yüzden bireysel sorumluluk almak, bireysel kullanıma yönelmek esastır. Sosyal medyada kimleri görünür yaptığımız, nelere beğeni attığımız çok önemlidir. Bizler, sosyal medya hesaplarımızda akademik başarısı olmayan, sadece görünürlük için akıl dışı hareketler yapan kişilere beğeni verir ve onları gündemde tutarsak, gençlerin önüne bu kişileri koymuş oluruz. Rol model olma ihtiyacı olan gençler, bu kişileri örnek alır.
Teknoloji, hayatımızı kolaylaştıracak, anlamlandıracak ve zenginleştirecek şekilde kullanılmalıdır. Teknoloji, bizi kötü bir yere de götürebilir, iyi bir yere de. Bunun belirleyicisi bizleriz. Bir çocuğa bırakılacak en değerli miras, maddi varlıklar değil, kıymetli davranışlar ve milli-manevi değerlerdir.
Teknoloji, dünyanın en tehlikeli sokağından daha tehlikelidir. Mutlaka sınırlarla, kurallarla ve kontrollerle ilerlenmelidir. Çocuk dışarı çıkacağı zaman sorduğumuz “Nereye gideceksin? Kiminlesin? Ne yapacaksın? Ne zaman döneceksin?” sorularını, teknolojik bir cihazı eline verdiğimizde de sormalıyız.
Bağımlılık bir nörolojik hastalıktır, bir beyin hastalığıdır. Bağımlılık yapıcı bir madde veya davranışla karşılaşıldığında beyin dopamin üretimini değiştirir ve zamanla kendi üretimini yavaşlatır. Bu yüzden teknolojiden mahrum kalan çocuk mutsuz ve keyifsiz olur. Can sıkıntısını gidermek için teknoloji kullanmak, çocuğun keşfetme yeteneğini elinden alır. Can sıkıntısı, çocuğun kendini tanıması için gereklidir.
Teknoloji bağımlılığı, kumar bağımlılığına kadar gidebilen riskli bir konudur. Yeşilay Danışmanlık Merkezleri (115) ve YEDAM’lar bu konuda ücretsiz destek sağlar. Bu mücadelenin en kolay kısmı, hep birlikte mücadele etmektir.
2. Konuşmacı: Dr. Abdulcabbar Boran
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Muhterem misafirler, insan hayatına baktığımız zaman şu kainatta Allah’ın en şerefli mahluku insandır. Yeryüzünün halifesi, Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir. Asli hedefimize ulaşmak için kutsal kitapları bilmemiz şarttır. İlim kendini bilmektir; aslında özde ilim Allah’ı bilmektir.
Mutlu birey, mutlu aile ve mutlu toplum için Allah’ın kutsal reçetesi olan Kur’an-ı Kerim’deki hakikati bilmemiz lazım. Kur’an, tüm insanlar için bir mutluluk reçetesidir. Rabbimizin bizden tek istediği, O’na kul ve dost olmamız, yani mutlu olmamızdır. Allah’ın terbiye sisteminde iki unsur vardır: Müjdelemek ve uyarmak. Anne-baba olarak bizim vazifemiz de önce örnek olmak, sonra nasihat etmek ve yardımcı olmaktır.
İnsanın üç vücudu vardır: 1) Fizik beden (zahiri alem). 2) Nefs (berzah alem). Nefsin manevi kalbinde kin, nefret, kibir, haset gibi 19 tane afet (hastalık) vardır. 3) Ruh (emir aleminden). İnsan, bu üç vücutla birlikte mikro bir kainattır. İki düşmanımız vardır: Nefsimiz ve şeytan. Tüm kötü alışkanlıkların, teknoloji ve kumar bağımlılığının arkasında nefsimizin bu afetleri vardır. Şeytan, bu afetleri tetikler.
Kurtuluş reçetesi Allah’tandır. Çözüm, Allah’a kalpten yönelmek ve “ulaşmayı dilemektir." “Kim bana yönelirse, bana ulaşmayı dilerse… Ben onun ruhunu kendime ulaştıracağım.” (Şura 13, Rad 27). Bu dilek kalpten olduğu an, Allah Rahim esmasıyla tecelli eder. Yusuf Peygamber’in dediği gibi, “Nefsimi temize çıkaramam, çünkü nefs şiddetle kötülüğü emreder.”
Kul olmanın giriş kapısı bu kalbi dilektir. Bu dilek ile Enfal 29’a göre Allah, takva sahiplerinin günahlarını örter. Sonra kişiyi, kalp doktoru olan mürşid-i kâmile ulaştırır. Hedef, nefsi tezkiye etmektir (arındırmak). Bu, tasavvuf yoluyla, yani kalp ayağıyla olur. Anahtar, Allah’ın zikridir. “Rabbini ismiyle zikret.” (Müzzemmil 8). Zikir ile nefsin mertebeleri aşılır: Nefs-i emmare (15.000 zikir), levvame (17.000), mülhime (19.000), mutmainne (21.000), râziye (23.000), marziye (25.000), tezkiye (33.000). Kalp %51 nurlandığında, şeytanın tesiri yarı yarıya düşer.
“Ey mutmain olan nefs! Rabbine dön, sen O’ndan razı, O senden razı olarak…” (Fecr 27-30) ayetindeki mertebeye ulaşmak hedeftir. Ceddimizin prensibi “mutlu et ve mutlu ol”dur. Kalbi selim olmanın yolu, Allah’ın reçetesini öğrenmek, yaşamak ve öğretmektir. Bunun için de bir mürşid-i kâmile tabi olmak gerekir. Sözlerimi burada tamamlıyorum. Allah razı olsun.
3. Konuşmacı: Prof. Dr. Ahmet Saim Kılavuz
Bismillahirrahmanirrahim. Dr. Abdulcabbar hocamızın konuşması ekmek kadayıfı üzerinde kaymak gibiydi. Benim konuşmam ise biraz daha ilahiyatçı kimliğimle, tatlıdan sonraki ekşili hoşaf gibi olacak.
Cumhurbaşkanlığımız tarafından 2025 yılı “Aile Yılı” ilan edildi. Çünkü dünyada ve Türkiye’de ailede bir dejenerasyon var. Bir diğer tehlike de nüfusumuzun gerilemesi; doğurganlık hızı 1.48’e düştü. Prof. Dr. Saffet Köse’nin “Genetiği Değiştirilmiş Aile” kitabı, geleneksel aile yapımızın nasıl değiştiğini anlatır.
Ailenin temelini evlilik kurumu teşkil eder. Rum Suresi’ndeki ayetler, Allah’ın varlığının delillerinden bahseder: “Kendi içinizden size eşler yaratması” (Rum 21). Evliliğin gayesi “huzur bulmanızdır." Sonra “Aranıza sevgi ve merhamet koydu” (Rum 21) buyurulur. Sevgi ve rahmet, evliliğin temelidir. Rahmet, adalet üzerine bina edilir; adalet de denge demektir.
Eskiden ailede roller nettir: Baba rızkı temin eder, anne terbiyeyi üstlenir. Bu, “Rızık Allah’a aittir” ayetine dayanır. Ben de 22 yaşında evlendim ve 49 yıllık evliyim. Çocuklarımı yetiştiren eşimdir; babanın rolü eşe destek olmaktır.
Bugün 4.7 milyon “ev genci” var. İşsiz, sosyal medyada vakit geçiren, evlenmeyi erteleyen bir gençlik. Benim 25 yaşındaki torunum da “Dede dur bakalım” diyor. “Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır.” atasözünü hatırlatırım.
Ailede sevgi, adalet, rahmet ve sadakat bir araya geldiğinde, örnek bir İslam ailesi oluşur. Bunun için gençleri bu değerlerle yetiştirmeliyiz. Çocuk taklitçidir; gördüğünü yapar. Temennim, doğurganlık oranının artması ve huzurlu ailelerin çoğalmasıdır.
SORU-CEVAP BÖLÜMÜ ÖZETİ
Moderatör (İbrahim Hoca): Hocalarımıza sorular yöneltiyorum.
Ahmet Saim Hoca’ya: Dijitalizmin önüne geçmek için eğitim kurumlarına düşen görev nedir?
Ahmet Saim Kılavuz: Çok büyük bir görev düşüyor. Ama nasıl yapacağız, çok ümitli değilim. Çünkü o dijitalizm bağımlılığından birisi de hocalar. Kendimi de dahil ediyorum. Chat GPT kullanmaya başladım. Çözüm, irade terbiyesidir. Kreşten başlayarak üniversiteye kadar bu eğitim verilmeli. Önce biz hocalar kendi kendimize bu terbiyeyi vermeliyiz. Öğretmen rol modeldir. Kendisi telefonuyla meşgulken çocuktan başka şey yapmasını bekleyemeyiz. Yasaklamayla olmaz; meşru içerikler üretmeliyiz ama karşı taraf 100 üretirken biz 1 üretebiliyoruz.
Şeyda Hoca’ya: Teknoloji ve kumar bağımlılığı arasında duygusal boşluk veya stres yönetimi açısından benzerlik var mı?
Şeyda Polat: Tüm bağımlılıkların başlama nedenleri farklıdır. Teknolojide daha çok can sıkıntısını bastırmak vardır. Kumar bağımlılığının giriş kapısı ise teknolojideki renkli oyunlar ve “ganimet kutularıdır". Kumarı tetikleyen, ekonomik koşullar ve sosyal medyada “kolay para” algısının meşrulaştırılmasıdır. İkisinin tetikleyici nedenleri ve tedavi protokolleri farklıdır.
Dr. Abdulcabbar Hoca’ya: Bu teknolojik yığının içinde kalp huzurunu nasıl bulacağız?
Dr. Abdulcabbar Boran: Kalpleri fethetmek istiyorsak bunun yolu Allah sevgisinden geçer. “Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun.” Peygamber Efendimize olan muhabbetimiz, Rabbimize olan sevgimizin yansımasıdır. Kalp huzuru, O’na kalpten yönelmekle mümkündür.
Ahmet Saim Hoca’ya: Sanal ortamdaki kimlik arayışı, gençlerin gelişimini nasıl etkiliyor?
Ahmet Saim Kılavuz: Şu anda çok olumsuz etkiliyor. Ama biz o sanal ortamı iyi içeriklerle doldurabilirsek sonuç alabiliriz. Geçmişte “Birleşen Yollar” filmi gibi örnekler üretildi. Çocukların ve gençlerin gönlünde bir maya var; üstü küllendi. Biz yapacağımız çalışmalarla o külü üfleyeceğiz ve korun tekrar neşvünema bulmasını sağlayacağız.
Şeyda Hoca’ya: Evde bir bağımlı varsa, aile bireylerinin tutumu nasıl olmalı?
Şeyda Polat: Bağımlılık bir aile hastalığıdır. Ailenin de psikolojik destek alması lazım. Yeşilay Danışmanlık Merkezi (115) bu konuda ailelere de yardımcı olur. Okullarda “Okulda Bağımlılığa Müdahale Programı” (OBM) kapsamında motivasyonel görüşmeler yapılıyor. Amaç, çocuğu “temiz kalma” basamağına çekmektir. Bağımlılık gelişmişse YEDAM’lar devreye girer.
Dr. Abdulcabbar Hoca’ya: Tasavvufun bağımlılığa bakış açısı nedir?
Dr. Abdulcabbar Boran: Tasavvuf, Kur’an’daki İslam’ın tatbikatıdır, yaşanmasıdır. Teoriyi hayata geçirmek için tasavvuf şarttır. “Kendini bilen rabbini bilir.” Daimi zikirle nefs tezkiye edilir. Kalpten Allah’a ulaşmayı dileyen kişiyi Allah, kalp doktoruna (mürşid-i kâmile) ulaştırır. Zikirle nefsin afetleri temizlenir.
Ahmet Saim Hoca’ya: Çocuklara yasak koymak mı, bilinç oluşturmak mı esas?
Ahmet Saim Kılavuz: Direkt yasaklamak çözüm değil. Bir bilinç oluşturmak, bir şuur oluşturmak öncelikli. Ama hissettirmeden hududu da çizmek icap ediyor. Çocuk öyle bir bilince sahip olmalı ki o sınırı aştığı takdirde problem yaşayacak. Benim torunlarıma markette “iki şey alacaksın” sınırı kondu ve buna uyuyorlar.
Şeyda Hoca’ya: (Moderatör kendi yöntemini anlattı: Yasak yerine seçim sunmak.) Siz ne dersiniz?
Şeyda Polat: Kesinlikle çok doğru. Olumsuzluk eki (“yapma”) beyinde daha şiddetle algılanır ve davranışı pekiştirebilir. Hiçbir zaman terapi hedefi “yapmamak” olmaz; “ne yapmalı”yı göstermek gerekir. Hedef, teknolojiyi tüketen değil, üreten gençliktir.
Şeyda Hoca’ya: Biz yetişkinler bağımlı olduğumuzu nasıl fark edeceğiz?
Şeyda Polat: (Gülerek) Hocam fark ettiyseniz bağımlı değilsinizdir. Tebrik ediyorum. Bağımlılık arttıkça farkındalık hafifler. Hiçbir bağımlı bağımlılığını kolay kolay kabul etmez. Eğer “bağımlı mıyım?” diye düşünüyorsanız, henüz deneme veya düzenli kullanım aşamasındasınız demektir.
Dr. Abdulcabbar Hoca’ya (Son soru): Nefse bağlılıkla teknolojiye bağlılık arasında nasıl bir ilişki var?
Dr. Abdulcabbar Boran: %100 paralel bir ilişki var. Bütün kötü alışkanlıkların arkasında insan nefsi var. Şeytan bu afetleri tetikler. Çözüm, Felak ve Nas surelerindeki gibi Allah’a sığınmaktır. “Zamanı rabbimiz için de kullanabilirsiniz, kendiniz için de. Tablet başında nefsinizi tatmin ediyorsanız, kendinize zulmediyorsunuz.” Sahibini (Allah’ı) çağırmak, O’nu zikrederek şeytanla irtibatı kesmek gerekir.