Eûzü billahi mineşşeytanirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm. Fatiha, ma salavat. Esselâmün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
Muhterem misafirler, sevgili kardeşlerim, "Mutlu İnsan" konulu konferansımıza hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Allah hepinizden razı olsun. Benden önceki konuşmacı hocalarımız Yakup Çiçek ve Doktor Yamamoto, verdiği bilgilerden dolayı Allah'ın huzurunda sonsuz teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Mutlu insan deyince aklıma ilk gelen şey, Allah'ın çok sevdiği varlık. Allah Teâlâ sonsuz bir mahlûkat sistemini yaratmış. Makro âleme baktığımız zaman üç asıl ve üç dakikası olmak üzere 6 tane âlem... Fatiha suresinde hepimiz, "Âlemlerin Rabbine hamdediyoruz." Bu âlemlerin hepsi sakinleri itibariyle: zahirî âlemde insanlar, karşı zahirî âlemde biz insanların nefsleri (ölüler), gayb âleminde cinler, karşıt gayb âleminde cinlerin nefsleri ve melekler ve şeytanlar olmak üzere, bütün kâinatı Allah rahmetiyle ve ilmiyle kaplamış durumda.
Ve yoklukta olan bütün kâinata her zerre hükmeden Rabbimiz Allah, her şeyi emrine verdiği insan mahlukunu muhatap alıyor ve insandan istediği bir tek şey var: Mutlu olması. Yaratılış gayemize baktığımız zaman, Allah Teâlâ Zariyat suresinin 56. ayet-i kerimesinde: Ben cinleri ve insanları başka bir şey için değil, bize kul olsunlar diye yarattık.
Kul olmakla mutlu olmak arasında bir ilişki var mı? %100. Mutlu olanlar Allah'ın kullarıdır. Dost olmakla mutluluk arasında bir ilişki var mı? Evet. Allahu Teâlâ Âdem Aleyhisselam'ın zürriyeti bay ve bayan herkesi, kendisine dost olsun diye yaratmış. Dostlukla mutluluk arasında Yunus 62-63'te Allah Teâlâ açıkça beyan ediyor: Bilin ki Allah'ın dostları/velileri için korku yoktur. Onlar mahzun olmazlar. Onlar âmenû ve takva sahibi olmuşlardır Ve onlar için dünyada da ahirette de müjdeler var. Müjde demek, aynı zamanda ifade edebileceğim şekilde mutluluk demektir. Yani dünyada da ahirette de insanlar için mutluluk var.
Öyleyse en şerefli varlık olan insan, uğruna Allah'ın kâinatı yarattığı, yeryüzünün halifesi olarak tayin ettiği ve cinlere, meleklere verdiği ruh sebebiyle "Şimdi yarattığım bu insana (Adem'e) secde edin" buyurdu. Allah'ın en üst seviyedeki emri. Yani secdeye muhatap olan varlık. İşte bu kadar şerefli bir varlıktan Allah ne istiyor? Mutlu olmasını istiyor. Çünkü Allah'ın bir şeye ihtiyacı yok. Ama mutlu olmasını istediği insanın yapısına baktığımız zaman ne görüyoruz? Allah Teâlâ, yaratılış itibariyle Hicr 26'da bu zahiri âlemi yaşayabilmemiz için bir fizik beden, Şems sûresinde berzah âlemini yaşayabilmemiz için bir nefs ve Secde 9'da Allah'ın zatından üfürülen bir ruhla, bir üçlüyle, Allah Teâlâ bizi mücehhez kılmış ve secdeye layık görmüş.
Mutlulukla bu üçlü arasında bir ilişki var mı? Evet. Başlangıç noktasında bütün insanlar 19 negatif özelliğin sahibi. Slaytımıza bakacak olursak, hocalarımızın verdiği bilgi muvacehesinde konuşuyorum. Neden huzursuz ve mutsuzuz? Çünkü bilgimiz yok. Yani bizi mutluluğa ulaştıracak o ilmin sahibi değiliz. İlim, ibadetin imamıdır. Yakup hocamız çok güzel ifade etti. Vasıta emirleri bir bir devreye almak suretiyle, bu vasıta emirlerin (namaz, oruç vesairenin) aslında mutluluğumuzun bir parçası olduğunu beyan etti. Ve biz bunları eğer yerine getirebilirsek, mutlu olacağımızı ifade etti ki gerçekten de öyle. Ama sadece bu vasıta emirler değil, ötesi de var Kur'an-ı Kerim'de.
Ayetler çerçevesinde baktığımız zaman, bu bilginin sahibi olmadığımız için başlangıçta hepimiz huzursuz ve mutsuzuz. Özellikle seçtiğim bir ayet var, Nahl 78'de Allahu Teâlâ buyuruyor ki: Ve Allah, sizi bir şey bilmiyor halde annelerinizin karnından çıkardı. “Lâ ta’lemûne şey’en” bir şey bilmiyordunuz. Öyleyse başlangıçta ayetlerden gafil olan insanlarla karşı karşıyayız. Ayetleri bilmeyen insanların mutluluğu söz konusu değil.
Çoğu insan mutlu olmak istiyor. Mutluluğun peşinden koşuyor ve yanlış adreste arıyor. İnsanlar: "Zengin olursam mutlu olurum. İnsanlar: "Başarılı olursam mutlu olurum." İnsanlar: "Çocuğum imtihanı kazanırsa mutlu olurum." "Şimdi bana itaat ederse mutlu olurum" vesaire. Çeşitli kafalarda projeleri var. Bu insanların kendi zanları. Çevremizden de aklımızın tesir altına aldığı insanlar var. Yani akıl, şeytanın tesirinde de kalabiliyor, çevrenin tesirinde de kalabiliyor ve Allah'ın tesirinde de kalabiliyor. Hangi halde acaba aklımızı kullanırsak mutlu olabiliriz?
Burada karşımıza Kur'an-ı Kerim çıkıyor. 114 sure var Kur'an-ı Kerim'de. Her surenin başında, özellikle kulağımıza küpe olabilecek bir hakikati Allah bize bildiriyor: "Eûzü billahi mineşşeytanirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm." Öyleyse mutlu olmak istiyorsak, bunun yolu düşman olan şeytandan kaçıp Allah'a sığınmaktır. Evvela kesinlikle bunu bilelim. Her seferinde Allah bunu tekrar ediyor. Ve Kur'an-ı Kerim'e baktığımız zaman da Kur'an-ı Kerim'in bütün insanlar için bir mutluluk davetiyesi, reçetesi ve garantisi olduğunu görüyoruz. Ama İblis'in de bizleri huzursuz ve mutsuz kılmak için bir faydasız ilmi insanlara enjekte ettiğini biz biliyoruz. İşte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadisi: "Faydasız ilimden Allah'a sığınırım." Yetmez, bir başka açıklaması: "Faydasız ilimden, ürpermeyen kalpten, doymak bilmeyen nefisten, kabul olmayan duadan sana sığınırım."
Öyleyse mutlu olmak istiyorsak, bunun yolu Allah'a sığınmaktan, bunun yolu Allah'a ulaşmaktan, bunun yolu Allah'a kul olmaktan, Allah'a dost olmaktan geçiyor. Ama bir düşmanımız var. Başlangıç noktasında hepimiz onun hilelerine, onun tuzaklarına düşmemek için gerekli bilginin, ilmin sahibi değiliz. İşte A'raf suresinin 16-17. ayet-i kerimelerinde düşman olan İblis diyor ki: "Senin sırat-ı müstakimine oturacağım. Beni azdırmana yemin ederim. Senin sırat-ı müstakimini oturacağım. Sağlarından, sollarından, önlerinden, arkalarından gireceğim ve onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." Yani onlar mutlu olamayacaklar. Ben buna mâni olacağım.
Biz insanlar da mutlu olmak istiyorsak, işte hocamızın ifade ettiği vasıtalardan bir tanesi namaz. Namaz bir mutluluğumuzun vasıtasıdır. Tâhâ suresinin 14. ayet-i kerimesinde: Beni zikretmek için namaz kıl. Namazın da mutluluğun en zirve noktasında bizi hedefe ulaştıran zikrin bir yardımcısı olduğunu ayet-i kerimede ifade ediyor. Ve her halükârda mutlu olmak istiyorsak, istisnasız bunun yolu Allah'ın ilmi olan Kur'an-ı Kerim'den geçtiğini görüyoruz. İlmin sahibi olmasak asla mutlu olamayız.
Şimdi çokça Kur'an-ı Kerim'de ayetler var: "Hâlâ akletmez misiniz?" Bakalım beraberce bu akletmek ne bir şeydir. Yâsîn suresinin 60-61. ayet-i kerimelerinde: "Elem a’hed ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân" Ey Âdemoğlu! Şeytana kul olmayın. O size apaçık bir düşmandır. Bana kul olun. Bu da sırat-ı müstakim üzerinde bulunmaktır. Demek ki yaratılış gayemiz Allah'a kul olmak ve kul olanların da sırat-ı müstakim üzerinde olduğunu bize ifade ediyor. Ve namaz kılan herkes günde 40 kere ne diyor? "Ya Rabbî, beni sırat-ı müstakimine ulaştır. Beni sırat-ı müstakimine ulaştır." İşte kimler sırat-ı müstakime ulaşıyor? Akledenler, aklını kullanabilenler.
Devamında Yâsîn 60-61 bir de 62'de de şöyle geçiyor: "Ve lekad edalle minkum cibillen kesîrâ e fe lem tekûnû ta’kılûn" Ve şeytan çoğunuzu saptırdı. Akletmediniz mi? Öyleyse İblis, insanların çoğunu her devirde tuzağına düşürüyor. Neyle tuzağına düşürüyor? İşte bu içinde bulunduğumuz dünya hayatıyla. Çoğu insan bu dünya hayatına aldanıyor ve onunla mutlu olacağını sanıyor. Para, zenginlik, şan, şöhret, makam... Ama insanlık tarihi boyunca hiç kimse bu dünyevî unsurlarla mutlu olamamış, olamayacaktır. Yaratan Allah, insanın nasıl mutlu olacağını en iyi bilen O'dur. Ve bunun reçetesi olarak da kutsal kitaplar indirmiş. İşte elimizde mevcut olanlar var. Tevrat, İncil ve Kur'an; asılları itibariyle "Yedi Safa ve dört teslimi" içeriyor. Bunu her devirde tatbik eden insanlar %100 mutlu olmuşlardır.
İşte Tevrat'ı inceliyoruz. Tevrat'ta Hz. Musa'ya tabi olanların yedi safa ve dört teslim yaşadığını ve mutlu olduklarını Kur'an bize haber veriyor. İncil'i inceliyoruz. Hz. İsa'ya tabi olan havarilerin yedi safa ve dört teslimi yaşayarak mutlu olduklarını Kur'an bize ifade ediyor. Ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ve ona tabi olan sahabelerin de yine Allah'ın indirdiği şeriatta olan yedi safa ve dört teslimi hayatına tatbik ederek hepsinin mutlu olduklarını Kur'an ayetleri bize söylüyor.
Öyleyse bir reçete var ki, elimizde tatbik edildiği takdirde mutlaka ama mutlaka, yaşı, cinsi, mesleği ne olursa olsun, herkesi %100 mutlu ediyor. İstisnası yok. İster milattan önce ister milattan sonra ister Avrupa’da ister ne derseniz deyin... Yani bizi şeytanın, düşman olan şeytanın pençesinden kurtaracak olan, bizzat Allah'ın kudret elidir. Onun için Hazret-i İsa Aleyhisselam: "Kullar için imkansız olan, Allah için çok kolay." Öyleyse biz mutlu olmak istiyorsak, bunun yolu Rabbimizden geçer. Allah'a sığınmaktan geçer.
Ve acaba İblis denen mahluk, insanların baş düşmanı, biz insanları nasıl mutsuz kılıyor? Mutsuzluk ne? Baktığımız zaman karşımıza nefsimiz çıkıyor. Nefsin manevi kalbinde 19 tane hastalık var: Küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur... Evet, üç tane de eski slaytımızı gösterebilirsek: Hırs ve şehvet. Kısacası 19 tane afet. Bu 19 afete, düşman olan şeytan %100 tesir ediyor, gördüğünüz gibi.
Ve eğer insanlar Mevlana'nın ifadesiyle: Nefs bir kurt, akıl bir kuzu, ruh bir iman çoban... Eğer çoban olan iman zayıfsa daima kurt kuzuyu yer. Yani nefs, aklı ikna eder. Devamlı olarak kişi şer işler, derecat kaybeder. Derecat kaybetmenin akabinde ruh, nefsi azap eder. Huzursuz ve mutsuz. Bitiminden sonra Allahu Teâlâ fizik bedeni azap eder. Huzursuz ve mutsuz. Ve devamlı bir sıkıntı içerisinde hayatı yaşamaya başlar.
Şimdi ekranda gördüğünüz gibi, insan neden mutsuz? Başlangıç noktasında nefsle ruh arasındaki kavga sebebiyle. Nefsteki afetleri söyledim. Ruhta da bunların karşılıkları, 19 tane haslet var: Sevgi, iman, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik, sekînet, itaat, sabır vesaire... Şu dünya üzerinde Adem Aleyhisselam'dan bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün insanların hayallerinde tasavvur ettikleri ne kadar güzellik varsa, hepsi ruhun hasletlerinde var. Yani aslında kim ne güzel şey istiyorsa nereden istiyor? Ruhun talebi istikametinde arzuluyor. Ne kadar şu dünya üzerinde Adem Aleyhisselam'dan günümüze kadar gelmiş geçmiş bütün insanlar için en çirkin, hiç kimsenin istemediği, devamlı insanı rahatsız eden, sıkıntılar çektiren ne kadar kötü şey varsa, o da nefsimizden kaynaklanıyor.
Öyleyse iki varlık birbirine zıt. Ruhun talebi Allah'ın talebidir. Nefsin talebi şeytanın talebidir. Nefsin talebiyle ruhun talebi taban tabana zıt. Birisi devamlı iyiliği, diğeri de devamlı kötülüğü. Öyleyse bize iyiliği öğretenler de var, bize kötülüğü de öğretenler de var. Ve başlangıç noktasında hepimiz sıfır kodunun altında hayata başlıyoruz. Doktor hocamızın ifade ettiği gibi, özellikle her meslekte mutlaka bir öğretici olması gerektiğini ifade etti. Gerçekten de öyle. Biz insanlar için de böyle. Sıfır kodunun altından elimizden tutup, Allah'ın emrettiği biçimde yedi safa ve dört teslim yaşatarak kâmil insan olmamızı sağlayan, Kur'an'daki İslam'ın yaşanması, tasavvuftur.
Her şeyin bir teorik bilgisi var. Kur'an'ın bütünü İslam'ın teorisini ifade ediyor. Ama bu teorinin hayata geçirilmesi, tatbikatının adı tasavvuftur. İşte tasavvufu da baktığımız zaman, bugün de, geçmişte de ve gelecekte de kim tasavvufun muhtevası olan yedi safa ve dört teslimi yaşarsa, %100 bilsin ki mutlaka ama mutlaka mutlu olacaktır. Bu dünyada cenneti yaşayacaktır. Ahirette de en üst seviyedeki cennetlerin içerisinde yer alacaktır. Çünkü dikkat edin, bütün bahsettiğim kutsal kitaplar Allah'ın sözüdür. Hocamızın ifade ettiği gibi, biz insanlar âciziz. Hiçbirimiz sözümüzde mutlak neticeyi hasıl edemeyiz. Mutlakiyet sadece Allah'a aittir. O'nun elindedir. Ne kadar O'na teslim olursak, o kadar yardımını Rabbimizden alır ve hedeflerimize ulaşabiliriz.
Onun için Kur'an-ı Kerim'de Zumer suresinin 54. ayet-i kerimesi çok mânidar. Bir tek ayet, bu bahsettiği mutluluğun bütününü ifade ediyor. Allah kısaca diyor ki: "Bana yönel ulaşmayı dile. Bana teslim olun." Sevgili kardeşlerim, biz insanlar zahirî âlemde yaşıyoruz. Beş duyu organıyla bir algılamaya sahibiz. Beynimiz, bu yaratılan makro âlemin kâinatın içerisinde eksi sonsuzdan artı sonsuza kadar sonsuz dalga spektrumu içerisinde algılayabildiğimiz sadece 5 milim. 11 milimden artı sonsuz yok. 6 milimden 0'a kadar olan kısım yok. 0'dan eksi sonsuz dalgalar yok. Algılayamıyoruz. Algılayabildiğimiz sadece 5 milim. Acizliğimizi ifade etmek istiyorum ki, bu 5 milim algılama kapasitesine sahip olan insan da en üstün, en şerefli varlık. Mesela en yakın görünen, insanlara benzeyen maymunlar. Beyin itibariyle mukayese ettiğimiz zaman, insan beyni gövdesine oranla maymununkinin beş katı. Biz insanlarla bu beş duyu organıyla bir şeyleri algılayabiliyoruz. Ama Rabbimize, sahibimize, bizi yoktan var eden, insan olarak hayata getiren, kâinatı bize teslim eden ve bize teslim hedefini gösteren Rabbimiz sonsuzun sahibi.
Evet. Sonsuzun sahibi her zaman sizinle beraber. Neden o kadar emin konuşuyorum sonsuzun sahibi? Çünkü Rabbimiz ne zamanı kullanıyor ne mekânı kullanıyor. Zaman da bir mahluktur, mekân da bir mahluktur. Biz insanlar da halk edilmişiz. Şu anda bu salonda ne kadar insan varsa, sadece bu salonda değil, dünya üzerinde ne kadar insan varsa, sadece dünyada değil, başka hayatın var olduğu gezegenlerin hepsinde ne kadar insan varsa, Allah hepsiyle beraber. Hepsini dinliyor. Hepsinin kalbindekini biliyor. Hepsinin talebini anlıyor. Hepsinin talebini değerlendiriyor ve en güzeliyle onları neticeye ulaştırıyor.
Şimdi işte insanlar bilimi birazcık putlaştırmışlar. Yapay zekâ diye belli bir noktaya gelmişler ve diyorlar ki: "O tamam, artık bizden üstünü var mı? Biz her sualimizi yapay zekayla sorarız, hedefine ulaştırırız." Bu tamamen bir acizlik ifadesi. Şu koskoca kâinat milyarlarca seneden beri yaratılmış, bir dengesizlik görebiliyor musunuz? İki sene bir evi kullanmayın, içeri girerseniz bir daha girmek istemezsiniz. Doğal oksidasyon sebebiyle eşya çürüyor, paslanıyor vesaire. Ama Rabbimiz, sonsuzun yaratığının sahibi Rabbimiz, her şey bir denge içerisinde. Var mı günün birinde yahut bugüne kadar güneş doğudan doğuyordu ama artık denge bozuldu, batıdan doğacak veya başka bir yerden? Mümkün değil.
Allah'ı Kur'an ayetleriyle idrak ettikçe, tanıdıkça sadece hayran oluyorsunuz. Ve Allah'a insanı en yakın kılan şey secde hali yetmiyor size. Ötesi, en büyük ibadet zikir. Zikir yaptığınız zaman da sizi tatmin etmiyor. Yani Rabbimizin bize bahşettiği bu sonsuz nimetler karşısında, acaba nasıl Rabbimize hamdedeceğiz, nasıl şükredeceğiz diye insan aczini ifade ediyor ve her zaman her noktada Rabbine hayran oluyor.
İşte sevgili kardeşlerim, Allah'a giden yol, bu yaratılışımız itibariyle bir dilekten geçer. O kadar kolay, o kadar seviyor ki bizi. Biz insanlar da öyle değil miyiz? En sevdiğimiz çocuklarımız. Ne diyoruz? "Çocuk, anne ve baba çocuğuna konuşmayı, yürümeyi öğretiyor. "Hadi, hadi" diye iki sefer. Tamam, sen her şeyi yaptın." En büyük hediyelerle onu eğlendirir. Tıpkı bunun gibi, Rabbimiz mutluluğa ulaşmak noktasında, hedefimize ulaşmamız noktasında yeter ki siz dileyin. "Sizi hedefe ulaştıracak olan benim. Bana ulaşmayı dileyin ve gerisini bana bırakın."
İşte Fatiha suresinde günde 40 kere sırat-ı müstakime ulaşmayı diliyoruz. O zaman sırat-ı müstakime ulaşmak ne menem bir şey? Baktığımız zaman gerçekten sırat-ı müstakim emir âleminde bir yol, melekût âleminde. Ve bu yol, insan ruhunu Allah'a ulaştıran yol. Şimdi kutsal kitapların muhtevasına baktığımız zaman, hepsinde hidayet ve nur olduğu bildiriliyor. İşte Mâide 44: Hidâyet ve Nur'dur Tevrat. Mâide 46: İncil Hidâyet ve Nur'dur. Şûrâ 52, Ahkaf 12: Kur'an-ı Kerim hidâyet ve nurdur. O zaman Allah'ın bizler için dilediği mutluluğun hidayetle gerçekleşeceğini görüyoruz. Yani Kur'an-ı Kerim'in hedefi hidâyet. Hidayetin hedefi de nedir? Mutluluk. Biz hidayetle ancak mutlu olabiliriz.
O zaman Kur'an'ı inceliyoruz: Ruhun hidayeti, ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşması. Fizik vücudun hidayeti, fizik vücudun şeytana kul olmaktan kurtulup Allah'a kul olması. Nefsin hidayeti, nefsimizin manevi kalbindeki bütün afetlerden temizlenmesi. İradenin hidayeti de tamamıyla Rabbimize teslim etmemiz.
Şimdi bu kısa konuşmamda ben sadece ruhun hidayetini dile getirmek istiyorum. Ve ruhun hidayeti bir dilektir. Sadece bizden istenen, şu an 8 milyar insan var. 8 milyar insan mutlu olmak istiyorsa, tek bir şeyi dileyecekler kalplerinden: Allah'a ulaşmayı dilemek. "Allah'a ulaşmayı diliyor musunuz?" Dilden mi, kalpten mi? Şimdi Kur'an-ı Kerim'de her şeyin bir sağlaması var. Ne demek istiyorum? Ulaşmayı dilediğiniz gerçekten dilden mi dilediniz, kalpten mi dilediniz? Dilden dilemek, kalpten dilemek ayrı şeyler mi? Evet. İşte Kur'an-ı Kerim'de herkes namaz kılıyor ama iki çeşit namazdan bahsediyor. Mâûn suresinin 5 ve 6. ayetlerinde: "Onlar namazlarında sehv içindedirler." Mümin suresinin 1 ve 2. ayet-i kerimesinde: "Onlar namazlarında huşû içindedirler." İşte namazı huşû içinde kılmak var, namazı sehv içinde kılmak var. Sevh içinde kılınan bir namazın Allah katında hiçbir değeri yok. Ama Allah Teâlâ huşû sahiplerinden kabul edeceğini buyuruyor.
Öyleyse tıpkı bunun gibi, dilden dilemek var, kalpten dilemek var. Dilden dilerseniz Allah katında bir kıymeti yok. Bu konuda çok ayet var: Hucurât 14, Mâide 41 ve benzeri diğer ayetler, Fetih 11. Bunlar dilden dileyenler. Allah'tan yardım alamayanlardır. Ama kalpten dileyenleri, Allah Teâlâ daima kalbe bakıyor. Kalpten dilemeniz halinde Allah mutlaka Rahîm esmasıyla size tecelli ediyor.
İşte Kur'an-ı Kerim'e baktığımız zaman, bizi sırat-ı müstakime ulaştıracak olan şey bu dilektir. E bu dileği dilebilmemiz için Allah Teâlâ bize yardımcılar göndermiş mi? Evet. İnsanlık tarihi boyunca hangi kavimde olursak olalım, hangi lisânı kullanırsak kullanalım, o lisânla Allah Teâlâ bir resulünü gönderiyor. İbrahim suresinin 4. ayet-i kerimesi: "Biz resullerimizi kendi lisanıyla gönderiyoruz ki insanlara bu daveti ulaştırsınlar."
Bütün kutsal kitaplar itibariyle hakikati, Allah Teâlâ Âl-i İmrân suresinin 64. ayet-i kerimesinde ifade ediyor. Diyor ki Rabbimiz: "Kul yâ ehlel kitâbi te’âlev ilâ kelimetin sevâin beynenâ ve beynekum" Ey Ehl-i Kitap! Gelin sizinle bizim aramıza müsavi olan bir kelimeye. "Allah'tan başkasına kul olmayalım ve O'na hiçbir şey şirk koşmayalım." İşte bu, Allah'tan başkasına kul olmamak, O'na hiçbir şey ortak koşmamak, bir dilektir. Bu dilek kişinin kalpten Allah'a ulaşmayı dilemesi. Ve Allah Teâlâ bu istikamette resullerini art arda gönderiyor.
Ve Kur'an-ı Kerim'de bu dileğin sahibi olmamız için de Allahu Teâlâ ayetler vaaz etmiş. 7 tane ayet-i kerimede, kişi Allah'a ulaşmayı dilemezse Allah onu dalâlete bırakıyor. İşte Yunus 7: Ulaşmayı dilemeyenler, dünya hayatından razı olanlar. Bunlar mutlu olabilirler mi? İmkansız. Ahirette gidecekleri yer cehennem. Yunus 11: Ulaşmayı dilemeyenler. "Allah, biz onları nefslerinin şaşkınlığı içinde bırakırız." Yunus 15, ulaşmayı dilemeyenler. Yûnus 45, ulaşmayı dilemeyenler. Furkân 21, ulaşmayı dilemeyenler. Rûm 8, ulaşmayı inkar edenler. Secde 10, keza öyle. 7 ayet-i kerimede, ruhun talebi olan Allah'a ulaşma dileğini kişi inkar edince, talep etmeyince, geride kalan nefs, fizik beden, serbest irade, akıl hayatı, o kişi mutsuzluk üçgeni içerisinde geçirir. Ve bugün şu dünya üzerindeki bütün kavgalar nereden kaynaklanıyor derseniz, işte bu ulaşmayı dilemeyenlerin birbiriyle olan kavgasıdır.
Ulaşmayı dilemeyenlerin iç dünyasında nefsle ruhun kavgası vardır. Ulaşmayı dilemeyen insanlar, kendileriyle diğer insanlar arasında devamlı kavga halindedirler. Ulaşmayı dilemeyen insanlar Allah'ın emirlerini kabul etmiyorlar, yasaklarını çiğniyorlar. Ve ulaşmayı dilemeyenlerin uyduğu varlık şeytan. 7 ayet-i kerimede Rabbimiz diyor ki: "Şeytanın adımlarına tabi olmayın." Öyleyse bizi karşı karşıya getiren, bize kötülükleri öğreten şeytan.
7 ayet-i kerime şu anda ekranda görüyorsunuz. Bunlardan bir tanesi de çok önemli. Nûr 21. Allah Teâlâ: "Ey iman edenler, şeytanın adımlarına tabi olmayın. Kim şeytanın adımına tabi olursa, şeytan ona fuhşiyatı ve münkeri (yani bizi huzursuz ve mutsuz kılacak olan şeyleri) emreder." Kötülüğü emreder. Ama sadece şeytan hayatımızda yok. Rabbimizin resulleri var. Rabbimizin yardımı var. Onlar da var. Ve diyor ki Rabbimiz: "Allah'ın fazlı ve rahmeti üzerinize olmasa, içinizden hiçbiri ebediyen nefsini tezkiye edemez."
O zaman suallerim var size. Mutlu olmak istiyor musunuz? Dilden mi, kalpten mi? O zaman kalpten ulaşmayı dileyeceksiniz. Daima Resulullah'ın hadisi var: "Sizin soyunuza bakmaz, sizin malınıza bakmaz, şekli şemâlinize bakmaz." Devamlı olarak insanla Allah arasındaki ilişkide Allah nereye bakıyor? Bizde kalbe bakıyor. Kalpteki niyet ve o niyete paralel işlediğimiz amele. Niyetimiz ne? Niyetimiz hayattayken ruhumuzu Allah'a ulaştırmak. "Allah'a ulaşmayı diliyor musunuz?" "Namaz kılıyoruz hocam" diyeceksiniz. Tabii ki, günde 40 kere sırat-ı müstakime ulaşmayı diliyorum. Sırat-müstakim Allah'a ulaştıran yol. Öyleyse elbette ben ruhumu hayattayken Allah'a ulaştırmak istiyorum. Ama İblis tuzak kuruyor. Özellikle A'râf 16-17'yi söyledim ama Hicr 39'da da bize dünyayı güzel gösteriyor.
Hz. Ömer'in şu sözü çok mânidar: "Şaşarım o insana ki Allah'ı biliyor ama isyan ediyor." Kimdir Allah'ı bilip isyan eden? Allah'a ulaşmayı dilemeyen. "Şaşarım o insana ki şeytanı biliyor ama itaat ediyor." Kimdir şeytana itaat eden? Ulaşmayı dilemeyen. "Şaşarım o insana ki dünyayı biliyor, ona meylediyor." Kimdir dünyaya meyleden? Ulaşmayı dilemeyen.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, Kur'an-ı Kerim'in de giriş kapısı, cennetin de giriş kapısı, mutluluğun da anahtarı, Allah'a sevginin de yegâne alâmet-i fârikası, bir dilek. Bir kere daha sesleniyorum: Mutlu olmak istiyor musunuz? Kalpten ulaşmayı diliyor musunuz? İnsanlık tarihi boyunca mutlu olanların hepsi bu anahtarla hedeflerine ulaşmışlar. Ulaşmayı dilemişler.
Şimdi diyeceksiniz ki: "Madem böyle, hocalar bize öğretmiyor, sen de bunları söylüyorsun, ayetlerde. Acaba Resulullah'ın bu konuda hadisi var mı?" 7 tane hadiste Allah Resulü bu "Likâullah"tan bahsediyor. Meşhur Cibril hadisini şu anda ekrana gelsin. Cebrail Aleyhisselam Allah Resulü'ne bir sual soruyor: "Kale imane ya Rasulallah?" İman nedir ey Allah'ın Resulü? Cevap: "Kalel imanü en tu’mine billahi ve melaiketihi ve likaihi ve Resulihi" Ve öyleyse "Likâullah"ın başlı başına bir iman olduğunu ifade ediyor. "Likâullah" yoksa iman yoktur. "Likâullah." Başka hadis var mı? "Yüce Allah kulunu dünya hayatıyla kendi likâsı arasında seçmekle muhayyer bırakmıştır." Kul olanlar neyi seçmişlerdir? Kim söyleyecek? Likâullah'ı. Hadis-i şerif 3: "Allah kim Likâullah'a dilerse, Allah da onu kendisine ulaştırmayı diler." "Men erâde kerihen" Kim Allah'a ulaşmayı kerih görürse/istemezse, Allah da onu kendisine ulaştırmayı dilemiyor.
Öyleyse mutlu olmak istiyor musunuz? Mutlaka ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dilemeniz lazım. Dilerseniz, bu hadis-i şerif gereğince, Allah siz Allah'ı seçtiniz/istediniz, sizi kendisine ulaştıracak siz misiniz? Allah mı? Allah. Allah, sizi kendisine ulaştıracak.
Bu iş neden bu kadar önemli? Çünkü bizi huzursuz ve mutsuz kılan başka insanlar değil. Şu an dünya üzerinde ne kadar huzursuz ve mutsuz insan varsa, herkes dışındaki insanları suçluyor. Kimisi eşini, kimisi evladını, kimisi komşusunu, kimisi babasını... Yani hep faturayı dışarıya kesiyorlar. Hâlbuki sualim var size: Şu an dünya üzerinde 8 milyar insan. Kim huzursuz ve mutsuz? Bunun sebebi nedir? Kimdir? İnsanın kendi nefsi. İnsanın kendi nefsi ve Allah'a karşı vazifelerini yerine getirmemesi. Öyleyse bizi huzursuz ve mutsuz kılan dışımızdaki insanlar değil. Bizi huzursuz ve mutsuz kılan içimizdeki nefsimiz. Nefsimizin manevi kalbinde 19 afet var. Ve bu 19 afetin 19'una da şeytan tesir ediyor. Eğer nefs aklı ikna ederse, o kişi hayatı boyunca mutsuzluk üçgeni içerisinde hayatını devam ettirir.
İşte al sana mutsuzluk üçgeni: Bir kenarı nefs, bir kenarı şeytan, diğer kenarı da kaybettiğimiz dereceler. Bunlar devamlı bizi azap içinde, huzursuzluk içerisinde, mutsuzluk içinde tutar. Ama eğer siz ruhunuzun talebine uyarsanız... Ruhun talebi nedir? Ruh dünyayı istemiyor. Ruhun talebi nedir? Ruh cenneti de istemiyor. Ruh nereden gelmiş bize? Kim söyleyecek? Öyleyse Allah'tan gelen tekrar Allah ne istiyor? Emanetini kendisine geri istiyor. Nisâ 58: "Allah emanetleri sahiplerine iade etmenizi emreder." "Ya hocam, ruh bir emanet midir?" Ne diyorsunuz? Ruh emanet midir? Evet. Evet. İşte bu emaneti Allah Teâlâ geri istiyor ve bir dileğinize bağlamış: Kalben ulaşmayı dilemenize bağlamış. Dilediğiniz an, bu talebi Allah kalbinizde gördüğü an kesinlikle Rahîm esmasıyla size tecelli ediyor.
Bugün İslam âlemi İslam'ın beş şartına kendisini bağlamış durumda. Ama Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: "Hiç kimse kendi ameliyle ne yapamaz?" Kim söyleyecek? Cennete giremez. "Hiç kimse kendi ameliyle cennete giremez. İslam'ın beş şartı da hepsi amel. "Sen de mi ya Resûlallâh?" "Evet, bende de. Ama Rabbim beni rahmetine gark etmiştir."
Öyleyse sevgili kardeşlerim, bizi birinci kat cennete ulaştıran bizim amelimiz değil, Allah'ın rahmeti. Öyle insanlar var ki cennetlik amel işlerler, ama nereye gidecekler? Cehenneme. Sebep: Amelleri boşa gittiği için. Öyle insanlar var, cehennemlik amel işlerler ama gidecekleri yer neresi? Cennet. Cennetlik amel işleyip de cehenneme gitmesinin arkasında ulaşmayı dilememeleri ve amellerin boşa gitmesi vardır. Cehennemlik amel işleyip de cennete gitmesinin arkasında ulaşmayı dilemeleri ve günahların örtülmesi var. Ayetler net olarak bize ispat ediyor şu anda.
O zaman bunları dinleyen siz sevgili kardeşlerim, iman ediyor musunuz? 8 milyar insan Allah'a ulaşmayı dilerse hepsi cennetlik olur mu? Evet. Evet. Bu kadar basit, bu kadar kolay. İşte onun için Allah Resulü: "Yesirû ve lâ tuassirû, beşşirû ve lâ tunaffirû" Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyin, nefret ettirmeyiniz. Yunus ne diyor? "Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım. Sevelim, sevilelim. Bu dünya kimseye kalmaz." Din o kadar kolay ki, tarifi gayrimümkün. Ve şu dünya ya gelen bay ve bayan herkes için, dinden daha üst seviyede bir nimet yok. Ve bu dünya hayatına gelen herkes için, onların aradığı şey mutluluk, dinin içerisinde. Ve sadece Allah'la kişi mutlu olabilir.
Çok enteresan, zâhidliği tarif eden insanlar var: "Zâhidlik, kişinin dünya hayatında sahip olduğu şeyle değil, Allah'ın sahip olduklarıyla sevinmesidir." Allah deyin bakalım. Allah. Şimdi "Allah" dediğiniz anda size bir şeyler gönderiyor. Ne gönderiyor? Rahmet gönderiyor, fazl gönderiyor, salâvat gönderiyor. Öyleyse eğer mutlu olmak istiyorsanız, neyle mutlu olacaksınız? Bunlarla. Rahmetle mutlu olacaksınız, fazl ile mutlu olacaksınız, salâvat ile mutlu olacaksınız. İşte İblis buna mâni olmak istiyor. Allah demenizi istemiyor İblis.
İşte Mücâdele suresinin 19. ayet-i kerimesi: "Şeytan onları kuşattı." Neyi unutturdu onlara? Allah'ın zikrini. Allah'ın zikrini şeytanın unutturduğu kişiler kimlerdir? Hizbeşşeytani. Şeytanın taraftarları. Kim zikri terk ederse, Allah ne yapıyor ona? Şeytanı musallat ediyor. Hangi ayet? Zuhruf 36. Öyleyse sevgili kardeşlerim, mutlu olmak o kadar kolay ki bir dilek. Bir kere daha sesleniyorum: Birinci kat cennetin sahibi olmak istiyor musunuz? Kalpten ulaşmayı diliyor musunuz? Dilden mi, kalpten mi?
Şimdi sağlaması var. Kaç kişi şu anda "Allah" diyor? Evet. Sağlaması bu: "Ben Allah'a ulaşmayı diledim." İçinizden Allah'ın zikri gelmiyorsa, zikir hoşunuza gitmiyorsa, zikri sevmiyorsanız, siz dilden dilediniz, kalpten dilemediniz. Kalpten dileyenlerin zikri sevmemesi mümkün değil.
İşte bir bedevi gelmiş Allah Resulü'ne, demiş ki: "Ben cennete gitmek istiyorum." "Namaz kılıyor musun?" "Hayır." "Oruc tutuyor musun?" "Hayır." "Zekât veriyor musun?" "Hayır." "Hayır, hayır, hayır..." "E sen ne yaparsın?" Bedevi demiş: "Ben demiş, seni çok seviyorum demiş." "Herkes sevdiğiyle haşrolunur." Öyleyse sevgi tek başına bir kurtuluş senedi. Allah'ı zikretmek sevgi midir? Nedir? Ne diyorsunuz? Evet. Allah'ı zikretmek sevgidir. Sevginin sembolü Allah'ın zikridir. Allah deyin, "Allah" Evet. Kim "Allah" derse, Allah'a şu beyanda bulunur: "Ben seni seviyorum." Allah Teâlâ da buyuruyor ki bir şey daha söylüyor bize, oraya geçeceğim: "Eğer beni seviyorsanız, benim resulüme tabi olun." Hz. İsa Aleyhisselam ne diyor? "İman, Allah'ın gönderdiğine tabi olmaktır."
Öyleyse sevgili kardeşlerim, rastgele bizim kendi kafamızdan bir şeyleri zanda bulunarak, uydurarak mutlu olmamız mümkün değil. Tam tersi, Rabbimizin kutsal kitaplarda bildirdiğini öğrenmemiz ve O'na teslim olmamız gerekir. Çünkü din İslam'dır. İslam, Allah'a teslim olmaktır.
Şimdi hepimiz olayları yaşıyoruz. Mesela şu anda hepimiz bu salondayız. Kardeşlerimiz hazırlamışlar. Allah'ın huzurunda hepsine teşekkür ediyoruz. Ecirleri daim olsun, gayretleri daim olsun diyoruz. Böyle bir olay yaşıyorsunuz. Ben şu anda konuşuyorum, siz beni dinliyorsunuz. Bu bir olaydır. Ama olayların değerlendirmesi söz konusu. Belki birileri burada şu anda bizim konuşmamızdan rahatsız olabilir. Değerlendirir: "Ya sen beni bunun için mi buraya çağırdın? Bak şimdi zamanımı şuraya..." Bu şekilde düşünebilir. Tamam, onun düşüncesi böyle. Bir de birisi de hakikaten mutluluğu arayan birisi ve gelmiş, yeni bilgiler öğreniyor: "Ulaşma dileği? Bu kadar basit bir dilekle ben cennete gideceğimi kim dilemez ki, kim istemez ki?" diyebilir. Dolayısıyla insanların değerlendirmeleri farklı. Yanlış değerlendirenler var, doğru değerlendiren var.
Yanlış değerlendirenleri Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de kesinlikle onların zanda bulunarak Allah'a ulaşmayı dilemediklerini söylüyor. Çünkü eğer davete icabet etmezlerse, Allah Rahîm esmasıyla tecelli etmez. Rahîm esmasıyla tecelli etmediği zaman o kişinin gözünü açmaz, o kişinin kulağını açmaz, o kişinin kalbini açmaz. E yaşıyor, nasıl diyorsun? Açmaz. Sevgili kardeşlerim, gözlerin görebilir ama görme işlemi zihinde gerçekleşiyor. Kulakların sesleri alabilir ama işitme olayı beyinde gerçekleşiyor. Kalbinizde kilit varsa idrak edemez. İşte bütün bunların faal hale getirilebilmesi neye bağlı? Sizin bir dileğinize bağlı ki, o dileğin sahibi olduğunuz an Rahîm esmasıyla tecelli ediyor.
Şimdi beraberce bakalım. İnsanla Allah arasında 28 basamak İslam merdiveninin birinci basamağında Bakara 216'da olaylar var. Biz insanlar olayları yanlış değerlendirebiliyor muyuz? Evet. Bir hırsız başkasının malını çalıyor, seviniyor ama derecat kaybediyor. Öbürü de mal sahibi üzülüyor ama derecat kazanıyor. Allah'a göre önemli olan derecat kazanmak. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de Allah ölçüyü koymuş: En'âm 132'de Hayatınızın 24 saati, 24 saatinde de bir şeyler yapıyorsunuz. Ya derecat kazanıyorsunuz ya derecat kaybediyorsunuz. Ölüme kadarki olaylarda kaybettiğiniz dereceler, kazandığınız dereceden fazlaysa cehennem. Ölüme kadar yaptığınız bütün olaylarda kazandığınız dereceler, kaybettiğiniz derecelerden fazlaysa gideceğiniz yer neresi? Cennet.
Ama Allah Teâlâ bir başka hükmü daha devreye koyuyor. Diyor ki: "İstediğiniz kadar cennetlik amel işleyin. Sizinle cennet arasında bir arşın mesafe kalır." Derken kitabın hükmü devreye girer. Kitap ne? Kur'an-ı Kerim. İşte bir hadis-i şerifte Allah Resulü şöyle buyuruyor: "Kur'an, Rahman'ın kelamıdır. Kur'an, şeytana karşı insanı koruyan bir kalkandır. Kur'an, amel terazisini ağırlaştırandır." Öyleyse siz sevaplarınızın günahlarınızdan fazla olmasını istiyorsanız, yolunuz nereden geçmesi lazım? Kur'an'dan geçmesi lazım. Kur'an'a giriş yoksa, ulaşmayı kalben dilemiyorsanız, ne yaparsanız yapın amelleriniz boşa gidiyor. Hangi ayet? Kehf 105.
Ameller boşa gidiyor. Ama siz Allah'a ulaşmayı dilerseniz, günahınız kâinat kadar olsun, Allah'ın rahmeti kâinatı kuşatmıştır. Allah günahlarınızı örter ve sizi mutlaka birinci kat cennete alır. Allah Resulü hadisinde şöyle buyuruyor: "Ümmetimin velileri kendi amelleriyle değil, Allah'ın rahmetiyle cennete girerler." Bu birinci kat cennet. "Ümmetimin velileri kendi amelleriyle değil, nefs tezkiyesiyle cennete girerler."
Şimdi bakıyoruz Kur'an-ı Kerim'e. Nefs tezkiyesinin başlayabilmesi için mutlaka bir üstada gerek var mıdır? Bir mürşide gerek var mıdır? Bir kâmil insana gerek var mıdır? Evet, kesinlikle gerek vardır. Nitekim Âl-i İmrân 31'de söylemiştim. Allah diyor ki: "Eğer beni seviyorsanız, bana tabi olun." Öyleyse Allah sevgisinden sonra, bizim gerçekten sevgimizin kalpten olup olmadığının alâmet-i fârikası, sağlaması nedir? Tâbiyet. "Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin."
O zaman sevgili kardeşlerim, ulaşmayı dilediniz, engelleri kalktı, Allahu Teâlâ Tegabun 11'e göre hidayetle kalbinize ulaştı. Allah Teâlâ Rahîm esmasıyla kalbinizi kendinize çevirdi. Kâf 33, En'âm 125'e göre göğsünüzden kalbinizden nur ulaştı ve sonuçta 12 tane ihsanla mürşidinize ulaştınız. Mürşidinize tabi oldunuz. Tabi olduğunuz an, ibadetlerin sultanı zikre başlıyorsunuz. Diğer bütün İslam'ın beş şartının hepsi, hepsi, hepsi zikrin bir yardımcısıdır. Hiç unutmayın, zikirden daha üst seviyede bir ibadet yok. Ne olacak ne olmuştur?
İşte hadis-i şerif: Peygamber Efendimiz: "Size amellerin en iyisini, en temizini, Allah katında en fazla derece yükselten, altın ve gümüş infaktan daha kıymetli, şehit olmaktan daha müteber bir ibadet söyleyeyim mi?" "Buyurun ya Resûlallâh." "O, Allah'ı zikretmektir" diyor. Ve dikkat edin. Mutluluğumuzun anahtarı nedir? Allah'ı zikretmektir. 24 saatlik zaman dilimi içerisinde ne kadar Allah'ı zikrediyorsanız, mutlu olursunuz o kadar. Mutlu olmak istiyor musunuz? Öyleyse mutluluğunuz Allah'tan geçer. Allah'ın zikrinden geçer.
Ama Allah'ın zikrinin sizi o mutluluğa ulaştırabilmesi için bir hazırlık devresini geçmeniz lazım. İşte bu hazırlık devresi, 7 furkan, 12 tane ihsanla sizi mürşidinize ulaştırıyor. Ve onun için: "Ümmetimin velileri kendi amelleriyle değil, nefs tezkiyesiyle cennete girerler." Nefs tezkiyesinin başlayabilmesi için mutlaka mürşide ne yapmanız lazım? Tabi olmanız lazım. Allah Resulü şöyle buyuruyor: "Size ruh verenler gelecek. Onları arayın, bulun. Kim zamanın imamına (ârifine) ulaşmazsa, o cahiliye üzerine ölür." Öyleyse hepimiz üstadımızı, şeyhimizi, mürşidimizi aramakla mükellefiz. Allah Kur'an-ı Kerim'e koymuş: Bakara 45-46. Mürşide ulaşmadan nefs tezkiyesine başlayamayız. Mürşide ulaşmadan kalbimize iman yazılmaz. Mürşide ulaşmadan günahlarımız sevaba çevrilmez. Mürşide ulaşmadan yedi nimetin yedisine de sahip olamayız. Ulaşabilmemiz için ne lazım? Mutlaka ulaşmayı dilemek. 12 tane ihsanla Allah Teâlâ bize mürşidi gösteriyor ve derhal ona tabi olduğumuz zaman...
Bir mürşit önünde tövbe etmek var, bir de kendi kendimize tövbe etmemiz var. İkisinin mukayesesini sizlere sunmak istiyorum. Bir kişi üstadın önünde tövbe ederse alacağı ikramlar nedir? Kendi başına tövbe ederse Allah'tan alacağı nedir? O mukayeseyi bir slaytta yapıyoruz: Mürşitle yapılan tövbeyle, kişinin kendi kendine tövbesinde... Mürşitle yapılan tövbede devrin imamının ruhu başının üzerine gelip yerleşir. Kendi kendine tövbe ettiğin zaman bir şey olmaz, devrin imamının ruhu gelmez. Mürşitle yapılan tövbede günahlar sevaba çevrilir Furkân 70. Kendi kendinize yaptığınız tövbede günahlar sevaba çevrilmez. Mürşitle yapılan tövbede kalbe iman yazılır. Kendi kendine yaptığınız tövbede yazılmaz. Ayetleri de gösteriyoruz. Mürşitle yapılan tövbelerle vücuttan ayrılıp sırat-ı müstakime ulaşır. Kendi kendine yaptığın tövbeler vücuttan ayrılmaz. Mürşitle yapılan tövbede, zikretmeye başladığın zaman iki çift nur gelir. Kendi kendine yaptığın tövbeden nur gelmez. Bire 700 kazanmaya başlarsınız. Bire 10 kazanırsınız. İrade güçlenir. İrade güçlenmez.
Yani kendi kendine yaptığınız tövbe de Rahman esmasının bir gereğidir. Bire 10 kazanırsınız ama Rahîm esmasının gereği yedi nimeti Allah'tan alamazsınız. Yedi kalp şartının sahibi de olamazsınız. Ve bugün dikkat edin, camilerimiz dolup taşıyor. Hedef ne? Hedef insanların birbiriyle dost olması, kardeş olması, yardımlaşması. Resulullah'ın Müslüman tarifi nedir? Diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Şu anda bu hadis-i şerif gereğince biz İslam âlemini böyle söyleyebilir miyiz? Neden söyleyemiyoruz? Nefs kesiyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bu sözü nefsini tezkiye eden Müslümanlar için söylemiş.
Şimdi hadise bakalım: Bir insan nüfus cüzdanında "İslam" yazılı, "Ben Müslümanım" diyor. Bir de Allah Resulü'nün Müslüman tarifine bakalım. Allah Resulü diyor ki: "Size dinlemeyi emrediyorum. Allah'ın bana emrettiği beş şeyi ben de size emrediyorum." Birinci emir: "Size dinlemeyi emrediyorum." Hadis-i şerif gelsin. İkinci emir: "Size itaati emrediyorum." Üçüncü emir: "Size cihadı emrediyorum." Dördüncü emir: "Size hicreti emrediyorum." Beşinci emir: "Size cemaat olmayı emrediyorum." Beş şey Allah Peygamber Efendimize emretmiş, O da bize emrediyor. Ve "Cemaatin dinin esası olduğunu" ifade ediyorum. Ve "Kim cemaatten ayrılsa, İslam bağını boynundan çıkartmıştır" diyor. Ve dikkat edin sahabeden bir tanesi: "Ya Resûlallâh, bu kişi namaz kılsa da oruç tutsa da mı?" "Evet" diyor. "Çünkü siz Allah'ın davasına, Allah'a davet ediniz. Allah size Müslümanlar, Allah size müminler, Allah size Allah'ın kulları diye isimlendirmiş."
Şimdi sevgili kardeşlerim, kimdir Müslüman? Müslüman, dinleyen, mürşidini dinleyen Müslüman, emrine itaat eden Müslüman, nefsi cihadı yapan Müslüman, ruhunu hicretle Allah'a ulaştıran Müslüman, cemaatin içinde yer alan kişi. Kabul mü, şeklinde öyle. Ama sadece dilden bu sözler söyleniyor ve bu dilin getirdiği mana, yaşam noktasında kimsenin bir ilgisi yok. Sabahtan akşama kadar İranlıların sözüyle ifade edeyim: İranlılar diyorlar ki: "Geldik, toplandık, konuştuk ve dağıldık." Amaçsız bir şey. Halbuki ne olması lazım? Bu ayetlerin hülâsasında, mana itibariyle bizden ne istiyor? Biz onu kalbimize nakşedebildik mi?
Mesela sualim var size: Dost dost diyoruz. Kimdir Allah'ın dostları? Resulullah tarif etmiş: "Hamele-i Kur'an olanlar Allah'ın dostlarıdır." İşte hadis-i şerif. Kur'an taşıyıcıları. O Kur'an taşıyıcılarına dost olanlar Allah'ın dostu. O Kur'an taşıyıcılarına düşman olanlar Allah'ın düşmanı. Allah Resulü söylemiş. O zaman eğer Allah Resulü söylemişse, bu konuda bizim kendi kendimizi analiz, kritik etmemiz gerekmez mi? Ya ben Allah'ın dostu muyum? Allah bana dost olmayı emrediyor. Ben Allah'ın dostu muyum? Allah'a dost olmak için ne lazım? Allah'ın dostuna dost olmak lazım. O zaman Allah'ın dostunu arayacaksınız. Allah'ın dostunu bulan arayan kişidir. Allah'ın dostunu bulamayan da aramayan kişidir. Aramak istiyor musunuz? Evet.
Şimdi aradığınızı ve tövbe ettiğinizi kabul ediyorum. O üstadın, o mürşidin size emrettiği şey, diğerlerini zaten yapacaksınız. Emrettiği şey zikir. Zikir, zikir. 15.000 zikirle nefsinizin manevi kalbinde Allah'ın katından gelen nurlar, fazıllar %7 artarak devam eder. Nefs-i emmarede %7, 15.000 zikir. Nefs-i levvamede %7, 17.000 zikir. Nefs-i mülhime'de 19.000 zikir. Dikkat edin. Zikri yapan fizik vücuttur. Allah'ın katından gelen iki çift nur göğsüne gelir. Açılan yolu takip ederek nefsin manevi kalbine infak eder. Gelen nurlar kalbe yerleşir. 21.000 zikir. Nefs-i mutmainne. 4. kat. Nefs-i mutmainne demek ne demek? Kişinin doyuma ulaşması, mutlu olması manasına geliyor. Öyleyse insanı doyuran şey ne? İnsanı doyuran şey dünya zenginliği, şan, şöhret değil, makam değil. İnsanı doyuran, mutmain kılan, mutluluğa ulaştıran Allah'ın zikridir ve kalbe inen nurdur. %30 nura ulaştığınız an, nefsinizin en büyük afeti olan hırs afetini kontrol altına almış olursunuz.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: "Hırstan sakının. Hırs sebebiyle Adem babamız ve eşi cennetten yeryüzüne indirildi." Öyleyse evvel emirde biz cennete gitmek istiyorsak, mutlu olmak istiyorsak, hırs afetini... Bu hırs afeti, dünyada neye sahip olursanız olun, onu yeterli görmeyen bir anlayışı bize empoze ediyor. Ama siz o %30'luk nura ulaştığınız zaman, mutmain kademesine ulaştığınız zaman, hırs afetini kontrol altına alıyor Allahu Teâlâ. Ve mutmain olan kişi diyor ki: "Ya Rabbî, bana neyi verirsen en güzeli odur. İyi ki daha fazlasını vermedin, verseydim azardım. İyi ki daha azını vermedin, vermeseydim isyan ederdim." Ve kişi böylece mutmain kademesine geliyor.
Bitiyor mu burada? Hayır. 23.000 zikirle nefs-i râzıye geliyor. 25.000 zikirle nefs-i marzıyye. Ve 33.000'le nefs-i tezkiye. Şimdi dikkat edin. Ulaşması gereken vücudumuz ruhumuzdu. Allah'ın zatından üfürülmüştü ve halk arasında şöyle bir söz var: "Hay'dan geldik." Öyle değil mi? Ruhumuz bize nereden verildi? Allah'tan. Nereye gidiyoruz? "Hay'dan geldiysek Hu'ya gidiyoruz." Ruhumuz nefs tezkiyesiyle Hu'ya ulaştı mı? Ulaştı. Allah'ın zatına ulaştı. 7 tane gök katını geçerek Allah'ın zatına ulaştı. Hangi ayet bize bunu söylüor? Fâtır 18. Ne diyor Rabbimiz? "Ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî" Kim nefsini tezkiye ederse. Ruhunu Allah'a ulaştırır. Ruhun Allah'a ulaşmasını sağlayan Rabbimiz. Ama nefsimizin manevi kalbinde %51 nurla bizi huzursuz ve mutsuz kılan, nefsimizin afetleridir. Bizi mutsuzluktan kurtaran da Allah'ın nurlarıdır. Nefsimizin manevi kalbi %100 karanlıktan %51 nura ulaşınca ne kadar mutluyuz? Kim söyleyecek? %51. %51'lik durumla bir slaytımız var: Mutluluk, insanın iç dünyasında nefsle ruhun kavgasının bitmesidir. Mutluluk, insanın dış dünyasında, insanın başka insanlarla kavgasının sona ermesidir. Mutluluk, Allah'la olan ilişkilerimizde Allah'ın bütün emirlerine itaat, yasak olan fiillerin işlenmemesidir. Bu slaytımızı da gösterirsek ve böylece konuşmamızı sonlandıralım. Daha fazla vaktinizi almamak istiyorum.
Mutluluğun üç şartı: Birinci şart, üç âlemde (iç dünyamızda, dış dünyamızda ve Allah'la olan ilişkilerimizde) kesin bir mutluluğa ulaşmak. İç dünyamızda, dış dünyamızda, Allah ilişkilerimizde. Ve mutluluğun ikinci şartı daimi olması. Yani kısa mutlulukla zevkleri karıştırmamak lazım. Bir zevki yaşarsınız, biter. Ama mutluluk öyle değil, daimî bir olaydır. Ve mutluluğun üç şartı, üçüncü şartı da üç âlemde... İç dünyamızda nefsle ruhun kavgası... Değişen ne? Değişen ruh mudur yoksa nefsimiz mi? Nefs bize Allahu Teâlâ nefsi vermiş. Ben nefsimizi tezkiye ve tasfiye etmemizi istiyorum. Tasfiye noktasında ihlasa ulaşıyoruz ve böylece nefsle ruh arasında kavga bitiyor. Dış insanlarla olan kavgamızı sona erdiriyoruz.
Eğer nefsimizin manevi kalbinde afetler yoksa, özellikle kavga eden taraflara sesleniyorum. Karı-koca: Aile reisi bey kardeşimiz nefs-i ihlasta, eşi de nefs-i emmarede. Kavga olur mu? Ne diyorsunuz? Olmaz. Çünkü o kişinin diğeriyle kavga edebilmesi için afetlerin var olması lazım. Afetler yok, kavga yok. Diyelim ki bey nefs-i emmarede, hanım ihlasta (afetleri kalbinden temizlemiş). Yine kavga olabilir mi? Olmaz. Kavganın var olabilmesi için her iki tarafın ne olması lazım? Nefsleri karşı karşıya geliyor. Onun için muhterem efendimiz ne diyor? "Eğer bir yerde kavga varsa, tek taraflı değil, çift taraflı. Birisinin hatası %1, diğerinin %99. Hiç önemli değil. Ama her ikisinde kavga eden tarafların hangi bedenleri kavga halinde? Onları kullanan kim?"
İşte, işte sevgili kardeşlerim, biz de kavga eden taraflara diyoruz ki: "Kavga etmeyin. Mutluluğu yaşayın. Kavga etmek istemiyorsanız ne yapmanız lazım? Evet. Zikredeceksiniz. Zikredeceksiniz. Zikredeceksiniz." Biten, bitiminden sonra nefsi var, tekrar saldıracak. Tamam, o sırada da kesinlikle onun size karşı yaptığı hataları ne yapacaksınız? Affedeceksiniz. Bakın Allah Kur'an-ı Kerim'de bize kimi örnek gösteriyor? Nebiler Sultanı Peygamber Efendimizi. Hangi ayet? Ahzâb 21. Ne diyor? "Allah'a ulaşmayı dileyen, ruhunu Allah'a ulaştıran, Allah'a çok zikredenler için Allah'ın Resulü'nde ne var? Güzel bir örnek var. O bizim için örnek." E o örneği Allah neyi emrediyor? A'râf 199. "Sen affet, maruf ile emret ve cahillerden yüz çevir."
Öyleyse o örnekse, biz ruhumuzu Allah'a ulaştırdıktan sonra, gerçekten başka olan kavgamızı bitirmek istiyorsak ne yapmamız lazım? Bir: Zikredeceğiz. İki: Affedeceğiz. Üç: Ne yapacağız? Üç: Bitiminden sonra onların da bu hatadan onları kurtarmak için ne yapacağız? Tebliğ edeceğiz. Bu kadar basit. Bu kadar kolay.
Allah Resulü diyor ki: "Benim sözlerim şeriat, fiillerim tarikat, davranışlarım marifet ve hakikat ve benim sırlarım" diyor. Bunların hepsini Allah Kur'an-ı Kerim'de özetlemiş. Sevgili kardeşlerim, siz Allah'ın Resulü'nü örnek alırsanız, bunlar sizden uzakta değil. En üst seviyedeki kanun liyakat mükafat kanunu. Layık olursanız, bunu Allah'tan alırsınız.
Hepinizin bütün bu güzel mükafatlara ulaşmanızı, şu dünyayı cennet içinde geçirmenizi, diğer insanlarla olan kavgayı tamamen sonlandırıp herkesle dost olmanızı, herkesi sevmenizi, sevdirerek de mutlu olmanızı Rabbimizden, Efendimiz'in himmetiyle dileyerek sözlerimi tamamlıyorum. Sizleri çok ama çok seviyorum, kalbimden. Allah hepinizden razı olsun. El Fatiha, salâvat. Esselâmün aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.